
Dr. FEYZA BAYRAKTAR
@FeyzaBayraktar_
info@feyzabayraktar.com
Kıskançlık ve haset duygularıyla ilgili birçok farklı araştırma, bir o kadar farklı görüş var. Çoğu zaman ‘kıskançlık’, ‘haset’ yerine kullanılsa da aslında bu iki kelime farklı duygu hallerini yansıtır.
Kıskançlık -çoğunlukla- insanın sahip olduğu pozisyonu bir başkasına kaptırma tehdidi altında ortaya çıkar. Sevdiğimiz insanların başkalarına ilgili gösterdiği durumlarda onu -genellikle- diğer insanlardan kıskanırız. Özellikle romantik ilişkilerde kıskançlık duygusu yaygın olarak görülür.
Haset ise daha çok bizim sahip olmak istediğimiz şeylere, bir başkasının sahip olduğunu gördüğümüz durumlarda ortaya çıkar. Örneğin, istediğimiz işe komşunun oğlu girdiği zaman bu duyguyu hissedebiliriz.
Kıskançlık ve haset karmaşıktır çünkü öfke, acı, hayal kırıklığı, korku ve üzüntü gibi birçok farklı duyguyu da içinde barındırır. Herkesin kıskançlık ve haset hissetme seviyesi farklı olduğu gibi, kıskançlık ve haset duyguları evrimsel psikolojiden kültürel psikolojiye ve hatta psikopatolojiye kadar farklı bakış açılarıyla ele alınabilecek kadar çok boyutludur. Yani tek bir perspektiften bakarak kıskançlık ya da haset duygularını düşük öz güven, terk edilme korkusu ya da nevrotik olmakla tanımlamak yanlış olur.
İki duygunun kökeni
Evrimsel psikolojiye göre kıskançlık duygusunun kökeninde partnerini kaybetmemek, dolayısıyla soyunun devamlılığını sağlamak yatar. Yani romantik bir ilişkide insanın partnerini kıskanması normaldir diyebiliriz. Kültürel özellikler, kıskançlık özellikle de kıskançlığın dışavurum biçimleri üzerinde rol oynar. Bazı toplumlarda- özellikle gelişmemiş toplumlarda- kıskançlığın partnerin hayatını kısıtlamaya sebep olması gibi birçok olumsuz davranış olağan kabul edilebilir ve dolayısıyla kıskanma duygusu hissedilince nasıl davranılacağı -bu davranış sağlıksız bile olsa- çevreden öğrenilebilir.
Kadınların partnerlerinin başka birine aşık olmasını, erkeklerin de partnerlerinin başka biriyle cinsel birliktelik yaşamasını daha çok kıskandığına dair bir algı olsa da bilimsel araştırmalara göre kadın da erkek de partnerlerinin bir başkasına aşık olmasını ya da bir başkasıyla cinsel birliktelik yaşamasını aynı oranda kıskanır. Dolayısıyla, “Erkektir yapar, başkasıyla cinsel birliktelik yaşayabilir. Bir anlamı yok, beni seviyor sonuçta, önemli olan bu. Hiç kıskanmam tek gecelik ilişkileri” gibi söylemler, çoğu kişi için bir tür kendini rahatlatma ve ilişkide kalmayı mantıklı kılma tutumu olarak tanımlanabilir. Bu tutum daha çok aileden veya çevreden öğrenilip içselleştirmeye çalışılır.
Haset -zemini her ne kadar kötü niyete dayandırılsa da- evrimsel açıdan değerlendirildiğinde, insanın rekabete girmesi, kendisini geliştirmesi, dolayısıyla insanlığın da gelişmesi açısından olumlu sonuçları olabilecek bir duygudur.
İnsan- genellikle- kendisiyle benzer koşullardaki birinin kendisinden daha iyi şartlara sahip olması karşısında haset hisseder. Yani, alt sosyo ekonomik gruptan bir insan, Elon Musk’ın sahip oldukları karşısında değil de kendisiyle aynı koşullara sahip bir yakınının zaman içinde kendisinden daha iyi yaşam koşullarına sahip olması karşısında haset hisseder.
Evrimsel psikolojiye göre zihin rekabet için harcanacak enerjinin gerçekçi hedefler doğrultusunda harcanmasına yatırım yapmayı tercih eder. Dolayısıyla, insan kendi skalasında olduğunu düşündüğü insanların sahip oldukları karşısında haset duygusunu daha yoğun yaşar.
Kıskançlık ve haset, insanların genellikle ön yargılı olduğu duygular olduğu için, bu duyguları bastırmaya olan eğilim de fazladır. Kıskançlığın psikopatolojiyle, hasedin de kötü niyetle özdeşleştirilmesi, bu duygulardan utanılmasına ve dolayısıyla inkar edilmesine zemin hazırlayabiliyor. Yalnız unutmayalım ki siz bir duyguyu ne kadar inkar ederseniz o duygunun size keseceği fatura bir o kadar kabarık olabiliyor.
‘Ben hiç kıskanmam!‘
Kıskanmanın düşük öz güven ve yoğun terk edilme korkusuyla bağdaştırılması, insanların partnerlerini kıskandıkları zaman bu duyguyu yok saymalarına sebep olabiliyor. Sonuç olarak, hissedilmeye izin verilmeyen her duygu gibi kıskançlık da öfkenin farklı halleriyle el ele verip insanın davranışlarına şöyle ya da böyle yansıyabiliyor. Örneğin, partnerini kıskanan ama onu kıskandığını içselleştirmekte zorluk çeken bir kişi, herhangi bir sebepten dolayı yok yere kavga çıkartabilir, partneri kıskandırmaya, deyim yerindeyse misilleme yapmaya çalışabilir. Ne kadar öz güvenli olduğuna dair gereksiz bir çabaya girip ‘O beni kaybetmekten korksun‘ ya da ‘Giderse gider, kendi kaybeder‘ mesajlarını pasif agresif tutum ve davranışlarıyla sarıp sarmalayıp ilişkinin kucağına verebilir. Böylece, insan doğasında olan bir duyguya bir problemmiş gibi yaklaşıp ortada bir problem yokken bir problem yaratmış olması da kaçınılmaz olabilir.
‘Ya başkası varsa!?’
Sosyal medya stalku birçoğumuzun günlük rutini haline gelmiş olsa bile bu konuda -deyim yerindeyse- üstat olmuş bazı kişiler var. Bugün bir dedektiflik bürosu açsa, ‘Kim kiminle nasıl bir ilişki içinde‘ sorusunun cevabını çabucak verebilecek kadar stalking becerisine sahip insanların kendileri dışında, eşinin dostunun da stalk taleplerini görev bilinciyle yapması takdir edilesi bir emek! Öte taraftan, stalking obsesif kıskançlığın da bir göstergesi olabilir. Partnerinizin size ihanet edeceği ihtimaliyle yaşamak ve sosyal medya hareketlerini sık sık kontrol etmek, rastgele yaptığı beğenilerden anlam çıkartmak, onu gün içinde sık sık arayıp nerede olduğunu kontrol etmek, hatta bazen farklı yöntemlerle onu takip etmek, cep telefonunu ve özel eşyalarını karıştırmak, obsesif kıskançlığın belirtileri arasında sayılabilir.
Sosyal medya hayatımıza girdi gireli, birileriyle tanışmak ve flörtleşmek çok daha kolay hale geldi. Bazen sadece mesajlaşma düzeyinde kalan, görüşme seviyesine varmayan flörtler o kadar yaygınlaştı ve normalleşti ki birçok insanın partnerleriyle ilgili, ‘Acaba..?’ diye sorması da -neredeyse- kaçınılmaz oldu.
Bir insanı sürekli kontrol ederek o insanın size ihanet etmesini engelleyemezsiniz. İhanet etmek isteyen, bir şekilde yolunu bulur. Terk edilme korkusuyla attığınız her adım, zihninizde kaygı mürekkebiyle bir senaryo yazıp onu oynamanıza ve sonunda hissettiğiniz öfkeyle karışık acı duygusuyla ilişkinizi yerle bir etmenize sebep olabilir. Gitmek isteyenin de kalmak isteyenin de illa ki bir bahanesi olur. Bu bahaneyi siz kontrol edemezsiniz; kontrol etmeye çalışırken kontrolden çıkıp hem kendinize hem karşınızdakine hem de ilişkinize zarar verebilirsiniz.
Özetle, insanın sevdiği kişiyi kıskanması evrimsel açıdan her ne kadar rasyonel kabul edilse de kıskançlık duygusu başlığı altında tetiklenen tutum ve davranışlar psikolojik problemlerin bir göstergesi de olabilir. Kıskançlığı öne sürerek insanın partnerine şiddet uygulaması, ciddi bir psikolojik problemdir ve asla kabul edilemez!
Hasetle barışın!
Evrimsel açıdan haset her ne kadar insanın kendisini geliştirmesi için itici bir duygu olarak tanımlansa da bazılarımız için kendini geliştirmek için değil de -ne yazık ki- başkalarına çelme takmak için motive edici olabiliyor. ‘Onda var, bende de olsun‘ değil de, ‘Bende yoksa onda da olmasın‘, sıklıkla karşılaştığımız bir düşünce biçimi. Sahip olduğu şeylerden dolayı haset hissedilen insanın arkasından ileri geri konuşmak, onu azımsamak, eğer çekici bir insansa sahip olduğu görüntünün yaptırdığı estetiklere bağlı olduğunu iddia etmek ya da ‘Güzel ama aptal‘ ya da ‘Güzel ama fazla flörtöz’ gibi söylemlerle zekasına ya da kişiliğine çamur atmak, eğer o kişi başarılıysa bu başarının bir torpile dayandığına inanmak; özetle insanın kendisini rahatlatması için haset duyduğu diğer insanı kötülemesi ve kendi durumunu iyileştirmek için hiçbir şey yapmaması, olduğu yerde sayarken mutsuzluğunun sebebini başkalarına bağlaması ve dolayısıyla kurban rolünde kalmayı seçmesi –maalesef- hayli yaygın. Bu durum evrimsel psikoloji bakış açısından daha çok psikopatoloji alanı içinde değerlendirilebilir.
İnsan, yakın bir arkadaşının sahip oldukları karşısında bile haset hissedebilir. Kişinin bu duyguyla barışması ve arkadaşı için mutlu olmaya çalışırken kendisini de geliştirmeye odaklanmayı öğrenmesi gerek. Haset, kendine ya da bir başkasına zarar vermiyorsa -hissedilen durum karşısında biraz acı da verse- doğamızda olan bir duygu. Yalnız, yetersizlik duygusunun pençeleri arasında yaralanıp acıyla başkalarına saldırmak ya da kendini daha da yaralamak söz konusu ise o zaman psikolojik destek almak gerekebilir. Başkalarının sahip oldukları şeyler, sizi yetersiz yapmaz. Yetersizlik duygusu, sahip olabileceklerinizi elde etmeninizi engelleyebileceği gibi, sahip olduklarınızı da kaybetmenize neden olabilir.
Sonuç olarak haset de kıskançlık da insanın doğasında var ama bu duyguları davranışlarına nasıl yansıtacağı insanın kendi seçimi. ‘Kendime engel olamıyorum’, ‘Davranışlarımı kontrol edemiyorum’ diyorsanız, unutmayın ki psikolojik destek almak ya da gerekli olduğu halde almayı reddetmek de bir seçimdir.