ELİF KEY
New York’ta hangi takımı desteklediğinizi şıp diye anlaşılıyor!
Maçları hangi mahallede takip ediyorsanız, desteklediğiniz takım da belli oluyor.
Astoria’da konuşlananlar Yunanistan, Bosna Hersek; Queens’teysen seç seçebildiğin kadar: Uruguay olur, Kolombiya, Arjantin, Kosta Rika; Brooklyn’de Fransızları bulursunuz, Manhattan’da İtalyanlar… Little Italy sokaklarındaki desibel insan sağlığını tehdit edecek noktada.
Koca şehir İngilizce’yi yan dil olarak kullanırken, top santradan çıktığı anda, teknik direktör kenardan adamlarına ne dilde bağırıp çağırıyorsa restoranlardan, barlardan, ‘Vur be oğlum’, ‘O pas öyle mi verilir’, ‘Bencil herif’, ‘O ordan 90’a lamba gibi takar’lar duyuluyor.
Kupaya en iyi hazırlanan ekiplerden biri The New York Times. Verdikleri dijital harita herkesin elinde, hangi takımın maçını seyretmek istiyorsanız, o mahallenin en can alıcı buluşma noktasında takım taraftarıyla buluşuluyor.
Kolombiyam söyle canım
Uruguay-Kosta Rika maçı için Jackson Heights’tayız. Beşiktaş Çarşı’dan bir farkı yok ortamın. Kolombiya’nın maçı yeni bitmiş. Onlar kutlamada.
Arabanın camından sarkan kızlar da burda, davullara eşlik eden insanlar ‘Campeone campeone’li bir marş söylüyor. Bilseler Erol Evgin’den söylerler ‘Kolombiyam söyle canım ne istersen iste benden, istersen donatalım dört bir yanı bayraklarla…’
Uruguay üssü
El Chivito D’oro, Uruguay’ın üssü. İçerideki herkes masalara kurulmuş, formasını giymiş hazır, sürahilerde sangria’lar, biralar tabii ki Pilsen since 1866, Product of Uruguay. İçeride kaç tane Forlan var saymak mümkün değil! Şişman Forlan, gözlüklü Forlan, kel Forlan, kadın Forlan.
Restoranda bize sorulan tek soru: ‘Siz kimsiniz? Kimlerdensiniz?’ Dillerini konuşamasak da Muslera ve Galatasaray dememiz yeterli. Ha bir de Lugano var, içimizdeki Uruguaylılardan. Taraftarlar da bize Side’ye ve Kapadokya’ya ne kadar hayran olduklarını anlatıyorlar. Lugano topu elle aldığındaysa hiç üstümüze alınmıyoruz, gitmeseydi! Şimdi Fransızlar düşünsün.
Bu arada, restoranın önü de mahşer yeri gibi. Ellerinde birtakım numaraların yazıldığı kağıtlar var. Bahis mi oynatıyorlar diye yanlarına gittiğimde bana sorulan soru, ‘Sende neler var, değiş tokuş yapalım!’ Panini Turizm gururla sunuyor. Bu sene bu topa girmediğimi anlatıyorum, geç değilmiş, bir kitapçık alacağım, sticker’ın tanesi 25 cent.
Uruguay ilk golü atınca çarşı karışıyor, başımıza geleceklerden henüz haberimiz yok. İlk golün ardından ‘Herkese benden bira!’cılar atakta, yan masadan bize de üç bira. 1-1 olduğunda hala ‘Alırız ya bu maçı sıkıntı yok’ havası olsa da üçüncü golden sonra sandalyesini itip, ‘Eve gidiyorum lan ben’ ciler ayaklanıyor.
Muslera yiyince biz de yemiş sayılıyoruz
Maç bittiğinde çıkışta Uruguaylıları bekleyen bir sürpriz var. Kapıda meşhur Triumph The Insult Comic Dog’cu Robert Smigel. Suratı beş karış Uruguaylılara tek bir sorusu var: ‘Nasıl çaktılar size!?’ Sıkıntı büyük. Soruyu duyan herkesten istisnasız küfür yiyor. Elbette eli boş dönecek Jackson Heights’tan. Dayak yemediğine şükretsin…
Barı üzgün terkedenlerden biri de biziz, Almanya yenilince yenildiğimiz günler gibi, Muslera üç yiyince biz de yemiş sayılıyoruz.
Bir sonraki durağımız İtalya – İngiltere maçı için Little Italy. Soho’da değil de Napoli’deyiz. İtalyanlar bize benziyor, hepsi teknik direktör.
Gol atılınca pizzalar geliyor, şaraplar doluyor. İngiltere’nin golünde sevinen bir tane İngiliz’le kimse ilgilenmiyor bile. Kendi kendine dizlerinin üstünde kayıp geri gelip yerine oturuyor. İngiliz’e ‘Sakin ol koç, daha maç bitmedi’ diyen İtalyan arkadaşı haklı çıkacak. Maçta mühim pozisyon olmadığı her saniye büyük geyik dönüyor. Erkekler Balotelli’yi, kızlar Balotelli’nin sevdiceğini konuşuyor.
New York Times, Arjantin – Bosna Hersek maçı için Queens’te bir adresten bahsediyor. Takım ne kadar iddialıysa, restoran da o kadar iddialı: Tabelayı yapana belli ki şöyle demişler, öyle bir yaz ki Arjantin’den görülsün: ‘Boca Juniors, New York’un en şahane Arjantin eti burada’
Messi mi Maradona mı?
Kapıda güvenlik görevlileri sıraya girin diyor. Metrelerce kuyruktayız, orijinal Messi Brezilya’da ısınma hareketleri yaparken sahteleri kuyrukta bekliyor: Çocuk Messi, koca memeli Messi, top sakallı keltoş Messi.
Huysuz ve yaşlı Arjantililerse ‘Messi de kim?’ deyip saatlerini gösteriyor. Saatleri Arjantin’den getirtmişler, akreple yelkovan Maradona’nın etrafında dönüyor. Messi mi Maradona mı diyorlar? Blöfü görüyorum ve artırıyorum. Telefonumda ‘La Mano De Dios’u çalıyor! Sözleri acıklıdır bir bakın, ‘Gecekondu mahallesinde doğdum…’ diye başlayıp hayatını anlatıyor.
Arjantinlilerle tanışıklığımız, ‘Batsın bu dünya’da eller havaya dansedip zıplamamızdan geliyor. Adam acı çektim diyor, biz ‘Ole! Ole! Ole! Diego Diego!’
Arjantin maçı alıyor, Astoria’daki Bosna mahallesinde kaybedenler teselliyi Yunan meyhanelerinde arıyor. Ne de olsa bir gün önce de Yunanistan gümlemiş.
Amerikalıların ruh hali stabil, ne yaparlarsa yapsınlar, bir ay böbürlenemeyecekleri bir konu var ortada, İngilizce’de nasıl denir bilirsiniz, ‘literally’ önlerindeki maçlara bakıyorlar.

