İktisat teorisinde yeri olan ve ülkemizin de kronik sorunu niteliğini uzun yıllardır koruyan “ikiz açık” konusu.
Bu yazımda ilk kez yapay zekâ (AI) tanımını kullanıyorum. İkiz açık, bir ülke ekonomisinde aynı dönemde hem bütçe açığı (kamu harcamalarının gelirleri aşması) hem de cari açık (döviz girişinin döviz çıkışından az olması) durumlarının birlikte görülmesidir.
Bu iki kavram birbirini tetikleyen mekanizmalara sahiptir:
– Bütçe açığı (mali açık): Devletin yaptığı harcamaların, topladığı vergilerden ve diğer gelirlerden fazla olmasıdır.
– Cari açık: Bir ülkenin dış dünyayla yaptığı mal ve hizmet alışverişi sonucunda kasasından çıkan döviz miktarının, ülkeye giren döviz miktarından fazla olmasıdır.
İktisat teorisinde bu iki açığın aynı anda var olmasına İkiz Açık Hipotezi adı verilir. Geleneksel Keynesyen yaklaşıma göre, devletin bütçe açığını kapatmak için borçlanmaya gitmesi yurt içi faizleri yükseltir. Yüksek faiz ülkeye sıcak para girişini hızlandırır, bu da yerli paranın değerlenmesini sağlayarak ithalatı ucuzlatır ve ihracatı zorlaştırır; böylece cari açık meydana gelir.
Türkiye’nin, birkaç yılı hariç, neredeyse cumhuriyet tarihi boyunca her zaman bütçe açığı sorunu olmuştur. 1980 yılı dışı açılma politikaları sonrası ve özellikle 2000’li yıllara girişle ve dış dünya ile entegre oluşla birlikte de cari açık sorunu sürekli gündemini korumuştur.
(…)
Gelelim günümüze…
Günümüzde ve özellikle ekonomi yönetiminin gündeminde cari açık sorunu öne çıkıyor. Açık söylemek gerekirse bütçe açığı çok da fazla önem taşımıyor. Önemli olan yabancı kaynak girişini yüksek reel faizlerle sağlamak ve böylece cari dengeyi zoraki de olsa korumaya çalışmak oluyor.
2026 yılı itibariyle cari dengede de denge kaybolmuş durumda. Özellikle Iran ile ABD savaşı ve buna bağlı enerji darboğazı, altın ve temel mal fiyatları ile kurlardaki gelişmeler evdeki hesapların çarşıya uymadığının çok açık ifadesi.