İnşaat ruhsatı veren belediye geldi “oturmaya hazır binayı” inceledi. Bu binada yaşayacak olanlar yarın bir gün deprem olduğunda buradan sağ çıkabilirler mi, deprem ülkesi Türkiye’de bu bine 7.9 şiddetinde depremi alttan yiyince yana doğru, öne doğru, aşağı zemine doğru, arkaya doğru yıkılır mı baktı. Hırsızlık yok. Çalma yok. Yalan yok. Göz boyama yok. Kolanlar, kirişler, açıklıklar, genişlikler kontrol edildi. Her şeyin projeye uygun yapıldığını gördü. Yapı Kullanım İzin Belgesi diyorlar; “iskan ruhsatı” verdi. Bitti mi? Hayır bitmedi. 1999 büyük depreminden sonra “deprem sigortası” zorunlu hale gelmişti. Her binanın, her dairesi sigorta yaptırmak zorundaydı. Sigortacı da geldi. Binayı inceledi, dairleri tek tek sorguladı. O sigortacı. Riski sıfırlamak zorunda. Binanın yıkılma riskini en aza indirmek için binayı yapanı, içinde oturanı zorlamak zorunda. Binaya baktı, inceledi, bu bina 7.5-7.6- 7.7-7.8-7.9 şiddetinde bir depremle bile yıkılamaz diye baktı. Böyle bakmak zorunda.
Enkaza döndü Maraş. Enkaza döndü Hatay. Enkaza döndü Adıyaman. Ağlıyor Türkiye. Ağlayıp uyanacağız!