IŞIN ELİÇİN
@IsinElicin
Hamas, 7 Ekim sabaha karşı yüzlerce militanını İsrail topraklarına göndererek başlattığı operasyona ‘El Aksa Tufanı’ adını verdi.
Örgütün liderlerinden İsmail Heniyye de ‘İsrail’in Mescid-i Aksa’ya yönelik son günlerde zirveye ulaşan mücrim saldırganlığına karşı’ harekete geçtiklerini söyledi: “Binlerce aşırılık yanlısı Yahudi yerleşimci, Mescid-i Aksa’da namaz kılmak suretiyle mekânın kutsallığını ihlal etti. Bunu İsrail hakimiyetini tesis etmenin bir ön adımı olarak görüyoruz. Uluslararası toplum sessiz kalsa da biz bu saygısızlık ve saldırgan niyet karşısında sessiz kalmayacağız.”
Anadolu Ajansı’nın tercümesi doğru ise Heniyye, Batı Şeria’daki yerleşimcilerin yayılmacı saldırganlığında artış ve Gazze’ye de İsrail ordusu tarafından baskın beklediklerini sözlerine ekleyerek bir ön alma (bir önleyici savaş?) niyeti de beyan etti. Hamas’ın operasyonel hedeflerini ise Heniyye’nin yardımcısı Salih el Aruri açıkladı: “Mescid-i Aksa’yı savunmak, tutukluları serbest bıraktırmak, Yahudi yerleşimlerinin yayılmasını durdurmak ve Gazze’ye ablukayı kaldırmak.”
Filistin meselesinin ‘iki devletli’ çözümü için müzakere edilmesi şart başlıkları karşılayan bu hedefler, belki de ilk kez bu kadar erişilebilir. Maalesef çok büyük bedelle, çok kan dökerek, çok ölüp çok öldürerek.
Guardian gazetesinin yazarlarından Peter Beaumont yazıyor:
“Hamas’ın askeri liderliği kendi yeteneklerinin farkında. İsrail’de toprak ele geçirmek ve elde tutmak ulaşamayacakları bir şey. İsrailli sivillerin kaçırılması ve öldürülmesinin de açıkça gösterdiği gibi, bu operasyon hem terörize etmek hem de mümkün olduğunca geniş bir uluslararası izleyici kitlesine sahip olmak için tasarlanmış bir operasyon.”
Beaumont saldırının zamanlamasına da dikkat çekiyor: İsrail ile Suudi Arabistan arasında ABD arabuluculuğunda devam eden normalleşme sürecinin nihayete yaklaştığı ve tam normalleşmenin önündeki nihai engel Filistin meselesinde Suudların Filistinliler adına konuşmaya başladığı bir aşama.
İşte Hamas bu noktada -adına konuşulmanın yok sayılmak olduğu bilinciyle- devreye giriyor: “Gerçek şu ki Hamas, saldırıyı İsrail’in Kudüs’teki Mescid-i Aksa çevresine yönelik saldırılarına bir yanıt olarak gösterse de bu çatışmayı -şu anda ve olduğu gibi- tetiklemeyi, kendini söz konusu daha geniş diplomasi denklemi içine dayatmanın bir yolu olarak seçti.”
Hamas’ın bu dayatma ve yukarıda sayılan hedeflere ulaşmak için eli ilk kez bu kadar güçlü. Dünyanın en iyisi olduğu söylenen İsrail istihbaratının büyük ve anlaşılması güç zaafı yetmezmiş gibi, dünyanın en militarize, en güvenlikleştirilmiş devletinin güvenlik güçleri Hamas militanlarının girdiği kimi yerleşimlere saatlerce ulaşamadı, etkisiz ve yetersiz kaldı ve Hamas ölü* ve diri, sivil ve asker çok sayıda İsrailli’yi rehin aldı. Yetkililer resmi açıklamalarda rakam vermek istemiyor, rakamın büyüklüğü toplumda dehşet ve yenilgi duygusu yaratacak biliyorlar. İsrail medyasında yer bulan sayılar gerçekten dehşet verici: 750 kayıp!
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu istediği kadar eşi görülmedik bir intikam alacaklarını söylesin dursun. Filistinlilerin kaybedecekleri bir canları var, onu da yıllar süren ablukayla sadece İsrail değil, ablukaya seyirci kalan uluslararası toplum da değersizleştirdi. Üstelik Hamas militanlarının rehineleri kalkan olarak kullanacağı aşikâr. Netanyahu 2004’te Putin’in Beslan’da yaptığını yapmayı, hayatta olan rehineleri de öldürmek pahasına Gazze’yi Hamas’ın başına yıkmayı göze alabilir mi? Sanmıyorum.
Bana kalırsa Hamas bu kez -örgütü bir kez daha** İran’dan uzaklaştırmayı ve ehilleştirmeyi vaat edecek- masaya oturabilir. Hangi masa mı? Katar ve Türkiye’nin arabuluculuğunda ABD’nin diğer iki Körfez ülkesiyle İsrail arasında kurduğu masa. Filistinlileri yok sayma sırası, masada onlar adına konuşacak Hamas’a geçebilir. O zamana kadar daha çok kan dökülecek. Ne yazık***.
*İsrail devleti vatandaşlarının ölüsünü dahi düşman elinde bırakmaz. Bu konuda daha detaylı bilgi için Hediye Levent’in şu yayınını izleyebilirsiniz
**Obama döneminde Türkiye ve Katar Hamas’a hamilik yaparak İran’dan uzaklaştırmayı denemişlerdi. Ancak bölgeyi Müslüman Kardeşler’e emanet etme projesi başarısız olunca Hamas yeniden ‘İrancı’ oldu. Oysa hatırlayalım örgütün Halid Meşal, İsmail Heniye, Salih Aruri gibi liderleri Türkiye ve Katar ile ilişkilerini asla bozmadı. Doğrulanmadı ama bu üç lider kimi çevrelerin iddia ettiği gibi Aksa Tufanı’nı pekâlâ Türkiye’den yönetmiş olabilir. Oysa İsrail’in Ankara ile normalleşme şartı Hamas liderlerinin Türkiye’den operasyon yönetmemesiydi. İddia doğrulanır ve İsrail Türkiye ile ilişkileri koparmazsa, Hamas’ın masaya alınacağına dair öngörüm açısından önemli bir done olur.
*** 16 yıldır ablukadaki Gazze’nin gardiyanlığını yapan ve kriminalize etmek isteyenlerin direnişe terör demesi gibi, meşrulaştırmak adına teröre de direniş diyen bir örgüt olarak Hamas’ın ne Filistinlilere ne de İsraillilere kalıcı barışın kapısını aralayabileceğine inanıyorum.