
H. AYHAN TİNİN
Sanat da var / Sinema
Ne düşünüyorsun Parthenope?
Belki de yazının başlığı böyle olmalıydı.
Ancak 136 dakikalık filmin başından sonuna en çok Parthenope için gibi görünse de bütün karakterler için en önemli soru buydu sanırım.
Paolo Sorrentino‘nun Napoli‘de geçen yeni ve Cannes onaylı filmi, uzun süredir dijital kanallar ve dizilerle planyadan geçirilen sinema keyfimle yeniden kucaklaşmamı sağladı.

Napolili bir kadının (Celeste Dalla Porta) doğumu 1950’den olgunluk yaşı 2023’e kadar yaşamını anlatıyor.
Kahramanın adını taşıyan film, aynı zamanda Napoli’ye derin bir saygı duruşu gibi…
Filmin alt metinde Yunan mitolojisinde karşı konulmaz güzel sesleri ve lir eşliğinde söyledikleri şarkılarla denizcilerin korkulu rüyası, onları baştan çıkartarak felakete sürükleyen sirenlerin de hikayesi var.
Homeros’a göre İtalya ile Sicilya arasında yer alan Messina Boğazı’na yerleşen sirenlerden kurtulan en ünlü mitolojik karakter Truva savaşından sonra İthaka adasına yolculuk yapan Odisseus’dir. Adamlarına kendisini direğe bağlatarak bu zorlu sınavı geçer…
Parthenope’nin sınavı nasıl olacaktır?
Parthenope de sirenler gibi çevresindeki herkes için olağandışı bir çekim alanı oluşturan fiziki ve entelektüel güzelliğiyle aynı zamanda derin bir talihsizlik sembolüdür.
Celeste Dalla Porta, Gary Oldman, Silvia Degrandi, İsabella Ferrari, Lorenzo Gleijeses, Luisa Ranieri olarak başlıcalarını sayabileceğimiz oyuncu kadrosu, adeta bir yapımda rol dağılımı nasıl yapılır konusunda ders gibi!
Özellikle de ülkemizin birbirine benzeyen, birini diğerinden ayırmanın neredeyse mümkün olmadığı kadın ve erkek oyuncu tipleme kalabalığı arasından baktığınız zaman, bir filmi büyüten irili ufaklı rollerin hem fotoğraf hem de oyunculuk olarak nasıl derinleştiğini görmek mümkün.
Aynı şeyi filmin müzikleri için söylemek gerek. Her sahnede kullanılan müziklerin fotoğrafa, duyguya ve sahnenin büyümesine nasıl katkıda bulunduğunu, sıkıcı olabilecek iki buçuk saate yakın izlenceyi hiç sıkılmadan takip ederken anlıyorsunuz.
Bu yazı da filmin albümü dinlenirken yazıldı.
‘Gelecek benden ve senden daha büyük’

Parthenope herkes büyüsüne kapılsa da geleceği merak eden bir genç kadın olarak 1968’e geldiğinde üniversitede antropoloji eğitimi almaya devam eden, soruların cevaplarını arıyor…
Kendisine teklif edilen oyunculuk, lüks yaşam koşulları, çılgın aşklar arasında kendi içsel gücünü ve amacını bulmaya çalışıyor. Bu nedenle de kendini kimseye vermeden ya da emanet etmeden arayışını sürdürüyor. Gençlik, güzellik ve özgürlüğün geçiciliğini de sorgulayan karakterimiz, Capri’de karşılaştığı Amerikalı yazar John Cheever’den hayatın bilinmezliği ve geçiciliği yönünde ilk dersleri alıyor. Bu karşılaşma öncesi birkaç sahnede Parthenope’yi hep yazarın kitaplarıyla görüyoruz.
John Cheever’ı tanıyan, öykülerini okumuş edebiyat tutkunları, filmden ayrı bir keyif alacaktır.
‘Her şeyi bilmiyorum ama her şeyi seviyorum’
Belki güzelliği… Belki değil kesinlikle güzelliği, Parthenope’nin rehberlerini de çoğaltıyor. Yaşadıkları büyük evin sahibi ve halk bilgesi Comandante, üniversitedeki antropoloji bölüm başkanı 70’li yılların ortalarına doğru yaşı büyürken; artık iyice büyüyen varoluşsal sorunlarında, ona ışık tutmaya çalışıyorlar. Arzuyla kendisini izleyen erkeklerin ve kadınların arasında, kendini dünyaya nasıl ifade edeceğini bulma arayışı; onu şanslı biçimde ünlü bir oyuncu menejeri ve oyunculuk eğitmenine doğru yönlendirirken, kardeşinin intiharı ve ilk aşkının tutkuları arasında güzelliğinin başarı mı yoksa başarısızlık olduğu yönünde sorgulamaya girişiyor.
Bu sorgulama sırasında karşısına çıkan Napolili ünlü bir film oyuncusu ve sokaklardan gelmiş yakışıklı bir zengin, öteki Napoli’yi tanımasına yol açıyorlar. Sefalet, eğitimsizlik, çaresizlik içinde karanlık bir Napoli… Sonuçta küçük bikinilerden, kıyılarda yapılan partilerden ‘mucizevi olanın kültürel sınırları’nı araştırmaya yöneliyor.
Merak etmeyin bunlar spoiler değil, film henüz yarısına bile gelmedi!
Sorrentino’nun filmi sinemasal gerçekçiliğin ya da bir üst katmanda İtalyan ve Avrupa sanat sineması geleneklerinin devamı olan bir sinema dilini tercih ediyor. Bu bağlamda da sekiz filminden yedisi Cannes’a kabul edilen, izlenmeye değer; sınırlar ötesi bir auteur yönetmenden bahsediyoruz.
Gerçekten de gençken her şey harikadır. Ama küçük talihsizlikler büyük trajediler gibi algılanır. Ancak her şeyi bilmeye başladığın zaman da günler giderek kısalmaya başlar.
Çok şey anlamını yitirdiğinde, bütün soruların yanıtlarını, biriktiremediğin fotoğraflarda bulmaya başlarsın.
Parthenope’yi izleyin, bakalım siz ne düşüneceksiniz?