Bol bol iç politika malzemesi yaptıkları NATO’dan temin edilen güvenlik çatısının sağladığı kolektif savunmanın değeri herhalde İran topraklarından yönelen karşı saldırılar başladığında artık anlaşılmıştır. İktidarın kendi kendine yeterlilik söyleminin henüz altının dolu olmadığı, savunmadaki plansızlık, basiretsizlik ve hazırlıksızlıkla birlikte acı biçimde ortaya çıktı.
KKTC’ye konuşlandırılan altı adet F-16’nın hangi tehdidi caydırabileceği veya engelleyebileceği de belirsiz… İran’ın Şahid SİHA’larına karşı Ukrayna’nın yaptığı gibi mini-quadkopter SİHA’larla engelleme teknolojisi geliştirmemişiz.
Yeni denize indirdiğimiz iki firkateyni Endonezya’ya ve bir korveti de Romanya’ya neden sattığımızı hükümet kanadından açıklayabilen yok. Hava savunma muhribi projemiz de geç kalmış durumda. Bu örnekler daha da çoğaltılabilir.
Gözünde bulunduğumuz ve ne zaman, nasıl dineceği kestirilemeyecek kasırga, görünen o ki, ulusal savunmamızı da savunma sanayii ekosistemimizi de yenilikçi bir zihniyetle baştan aşağı gözden geçirmemizi zorunlu kılıyor.
Aynı zamanda enerji kaynaklarında çeşitliliği artıracak adımları da gecikmeden atmalıyız.