IMF yolcu edilirken, Türkiye yeryüzünün en cömert ve hayırsever ülkesi olurken de hep aynı akıl vardı.
İhracat 36 milyar dolardan 150 milyara çıkarken de o akıl harıl harıl mesai yapıyordu.
İslam’la demokrasinin uyumunun tarihteki en parlak örneği olduğumuz vakitleri de üst aklımızın maharetine borçluyuz.
Liste uzadıkça uzar, zira 14 senenin hikayesi bir yazıya zor sığar.
Netice… Bir ülke çıkarsa kendi aklıyla çıkar, bocalarsa da batarsa da kendi aklıyla yapar. Tek üst akıl kendi aklımızdır, gerisi manasızdır. Kendimizi boşuna germeyelim. Cihan bir araya gelse, en büyük güçler el ele verse, zifiri karanlık mahfillerde, en gizli dehlizlerde, en akla hayale gelmeyecek hile ve desise tezgahlansa, büyümeye niyeti olan memlekete kimse mani olamaz.
Mani olsaydı, 2002 senesinde sadece 2 bin 500 dolar kişi başı gelire mahkum, askeri gücünden başka satacak ürünü olmayan, dizleri üzerine çökmüş bir askeri vesayet ülkesi olan Türkiye’nin yükselişine mani olurdu.