Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek çıktı, kamu çalışanlarıyla emeklilerin maaşlarını “Her zaman en az enflasyon kadar” artırdıklarını, artırmaya devam edeceklerini söyledi.
Öyle bir anlattı ki sanki devlet kasayı açmış, vatandaşını pahalılığın önüne siper etmiş… Oysa bu, lütuf değil, mevcut sistemin asgari gereği…
Enflasyon kadar zam, alım gücünü artırmaz. Teoride yalnızca korur; o da ölçülen enflasyon sizin yaşadığınız enflasyonla aynıysa…
Emeklinin sepetinde kira, gıda, ilaç ve enerji ağır basıyor. Ortalama tüketici sepeti başka, dar gelirlinin mutfağı başka… TÜİK yüzde kaç açıklarsa açıklasın, cepten çıkan para illa daha fazla…
Üstelik telafi peşin de değil, gecikmeli. Fiyatlar her ay artıyor, maaş aylar sonra ayarlanıyor. Aradaki sürede para eriyor, kredi kartı şişiyor, borç faizi çalışıyor.
Verilen fark, kaybın faizsiz iadesi… Buna “Refahı koruduk” demek, iki yüzlülüğün tanımı olsa gerek!
Bir de devletin kendi fiyatları var. Vergiler, harçlar, cezalar, elektrik, doğalgaz, ulaşım… Bunlar ücretlinin maaşından önce güncelleniyor.
Kamu alacağını geciktirmiyor, vatandaşın kaybını ise bekletiyor. Enflasyonla alınan para peşin, telafisi vadeli!
Şimşek bile dezenflasyonun istenen hızda gitmediğini kabul etti. Yok, bir de etmeseydi!
Peki niye böyle olmuş? Nedenini savaşa, enerjiye ve emtia fiyatlarına bağladı. “Savaş olmasa enflasyon yedi puan daha düşük olurdu” dedi.
İyi de vatandaş maaşını “Savaş olmasaydı” marketinden harcamıyor. Elektrik faturası “Savaş olmasaydı” tarifesinden kesilmiyor. Her daim bir mazeret, bir bahane… Giren çıkan yine bize!
Şimşek, “Dezenflasyon fiyatların düşmesi değil, fiyat artışının yavaşlamasıdır” da dedi. Belki de en haklı olduğu yer burası…