12 Eylül davası sonuna geldi ve Evren ile Şahinkaya müebbede mahkûm edildiler. Şu basit “ilk cümle” bundan otuz yıl önce yazılabilseydi, çok önemli bir cümle olurdu. Bugün, 2014’te, herhangi bir önemi olduğunu düşünmüyorum.
Evren böyle, normal sayılanın ötesinde yaşamış olmasa, böyle bir dava muhtemelen açılmazdı. Tamamen “sembolik” bir davaydı. “Ergenekon”, “Balyoz” derken, Türkiye 1950-2000 dönemini kapsayan askerî darbe ve vesayet rejimini geride bırakıyordu; bu geçmişin kapağının artık kapandığını bir “simge”yle perçinlemek üzere bir de “12 Eylül davası” başlatıldı. Bu şekilde de sonuçlandı.
Evren ile Şahinkaya’nın yargılanmaları ve ağır bir cezaya çarptırılmaları, Türkiye’nin darbeci geçmişi ve geleneği ile bir yüzleşmeye, bir hesaplaşmaya girdiği anlamına gelmiyor bence. Hattâ, tam tersine, bunları yapmadığı, dahası, bunları yapmamak için bu davanın açıldığı anlamına geliyor.
Çünkü, bu davayla, bütün bir dönemin sorumluluğu bu iki adamın üstüne yıkılıyor. Çok eski zamanların “günah keçisi” uygulamasından bir farkı yok bunun. “Keçi’nin de bulunmasından önce, toplumun bütün günahlarından sorumlu olduğuna inanılan bir kişi seçilir ve kurban edilirdi (sonra, onu “temsilen”, keçi kurban edilir oldu). Şimdi biz de Evren’le Şahinkaya’yı kalabalığın içinden çekip aldık, cezalandırdık, “maksat hâsıl oldu”.