Girişimci Göknil Bigan: Sürdürülebilirlik trend değil hayat memat meselesi

ZEYNEP GÜVEN ÜNLÜ

@zeynepguvenunlu

Göknil Bigan, üniversite ve yüksek lisans öğrenimininden sonra farklı sektörlerde profesyonel olarak çalıştı. Denetim ve mali işler uzmanlığı, kültür sanat alanında yöneticilik yaptı, sivil toplum faaliyetlerinde bulundu. Derken bir mola verdi, iş hayatına nasıl devam etmek istediğini düşünmek üzere kendi içine döndü.

Çocukluğundan beri yaptığı moda eskizleri işte bu dönemde çıktı çekmecelerden. Eskiden yaptığı gibi elbiseler çizmeye başladı, ‘Giyi’ adını verdiği bir yavaş moda markası kurdu. Koleksiyonu hazırladı, kumaşları satın aldı, üretimi planladı, atölyelerle anlaştı.

Markayı kurarken kendi hikayesinden yola çıkan Göknil Bigan, “Umarım giyenler de ona kendi hikayelerini eklerler” diyor.

Tam sahneye çıkmaya hazırlanırken Türkiye’de ilk Covid-19 vakası resmi olarak açıklandı. Geçen yıl mart ortasıydı. Bigan, tuhaf bir dünyaya doğan Giyi’nin bir yıllık yolculuğunu, kadın emeği üzerinde yükselen sürdürülebilir moda anlayışını, ‘hikayesi olan giysiler’den kastını anlatıyor…

Bir moda markasıyla ortaya çıktığın günlerde pandemi, önce dünyanın sonra Türkiye’nin gündemine oturdu. O günlerdeki duygularını, düşüncelerini hatırlıyor musun? Vazgeçmeyi, ertelemeyi düşündün mü?

Dün gibi hatırlıyorum. Hastalık şubat ayında Çin ve diğer ülkelere yayılırken ben Giyi’nin ilk fotoğraf çekimlerini bitirmiş lansman hazırlıklarını yapıyordum. Özellike 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde web sitesini açmak niyetindeydim. Kadın güçlendirmesi YenidenBiz Derneği çerçevesinde kadınların iş hayatına dönmesi sekiz yıldır aktif olarak üzerine çalıştığım bir konu. Giyi de kadın emeği üzerine inşaa edildi. O yüzden benim için anlamlıydı.

Şubatın sonuna doğru lansmanı ertelemeyi bir an için düşündüm, sonra şu sonuca vardım: Giyi zaten zamansız bir koleksiyonla çıkıyor, elbise satmanın ötesinde, sürdürülebilirlik gibi önemli bir meseleyi sahipleniyor. Öyleyse neden bekleyeyim? İyi ki de ertelememişim diyorum. İhtiyaçlarımızı sorguladığımız, alışkanlıklarımıza dönüp baktığımız bir yıl oldu.

Giyi’nin vaadi “Bir elbise giyeceksin ve artık kimselere benzemeyeceksin” değil,  “Biraz kendini dinle, bakalım neler duyacaksın.”

Evlere kapandığımız bir dönemde en az ihtiyaç duyduğumuz şey yeni giysiler oldu. E-ticaretin hacmi çok arttı. Spesifik olarak moda markaları nasıl tepki verdi pandemiye?

Hep beraber hazırlıksız yakalandığımız bu dönemde tepkiler, stratejiler farklıydı. Elinde stoğu olanlar yüksek indirimlerle stok eritmeye çalıştı. Yeni koleksiyon lansmanlarını erteleyenler de oldu. E-ticaret genel olarak arttı ama kategorisel bakmak gerek. Mesela ev kıyafetleri çok talep gördü, spor kıyafetler de aynı şekilde. Ama diğer kategoriler kaçınılmaz düşüşler yaşandı, mağaza satışları azaldı.

Soranlara, Giyi’yi nasıl anlatıyorsun? Hem tasarımları, hem de markanın felsefesini soruyorum.

Sürdürülebilirlik konusu birinci önceliğimiz. Sürdürülebilirlik, iklim kriziyle birlikte düşündüğümüzde, dünyanın da en önemli meselesi. Bu çerçevenin içinde fonksiyonel tasarım yapıyoruz. Elbiseler önlü-arkalı, kemerli- kemersiz, elbise- ceket gibi farklı biçimlerde giyilebiliyor…

Aynı şey diğer pek çok parça için de geçerli. Bunların hepsini giyiworld.com adresindeki web sitemizde görmek mümkün. Sitede yalnızca elbise satmıyoruz, sürdürülebilirlik konusunda yazılar, veriler yayınlıyoruz. Kullandığımız malzemeler çevreye saygılı ve doğal. Etik ve şeffaf bir üretim modelimiz var. Hepsini yine site üzerinden paylaşıyoruz. Döngüsellik üretim anlayışımızın bir parçası. Çöp üretmiyoruz, atık kumaş parçalarını aksesuarlara dönüştürüyoruz. Kadın güçlendirme çerçevesinde, kadın emeğini ekonomik değere dönüştürerek fayda sağlıyoruz.

Sürdürülebilirlik trend değil yaşam şekli

Kadın emeğini ekonomik değere dönüştürüp sosyal fayda sağlayan Giyi, İlk Adım Kadın Kooperatifi ile işbirliği yapıyor.

Sürdürülebilirliği organik pamuktan ibaret görmüyoruz. Tasarım, üretim, tüketim ve kullanım yaklaşımımıza yayarak ve bütünsel bir şekilde ele alıyoruz. Sürdürülebilirlik bir trend değil, ulaşılması gereken bir hedef de değil. Sürdürülebilirlik bir yaşam şekli, hatta varoluş hali. Hayat memat meselesi.

Sürdürülebilirlik, kadın emeği, sosyal fayda… Giyi bunları önceleyen bir marka. Ama doğası gereği sürekli değişen moda ya da daha genel anlamda satın alma, tüketme, sürdürülebilirlik kavramıyla ister istemez çelişiyor. Sen nasıl ele alıyorsun bu konuyu?

Kesinlikle ihtiyacımızdan çok daha fazlasını tüketiyoruz. Ama siyah veya beyaz değil bana göre. Tüketmeyi tamamen bırakmak çok zor ama ihtiyacımız kadar, özenli, dikkatli bir alışveriş de mümkün. Üstelik bağ kurduğumuz markalardan aldıklarımızın kullanım ömürleri daha uzun olmuyor mu? Başka opsiyonlar da var, el değiştirme, ikinci el tüketme… Bunların gelecekte hayatımızda çok daha fazla olacağına inanıyorum.

Giyi’ye göre, sürdürülebilirlik bir trend ya da hedef değil. Sürdürülebilirlik bir varoluş hali, bir hayat memat meselesi.

Dün Bangladeş’te Vietman’da çocuk işçi çalıştıran büyük moda markaları bugün etik üretimden bahsediyor. Dün çevre konusunu gündeme almıyorlardı, bugün sürdürülebilirlik sözü dilden düşmüyor. Tüketici bu hızlı dönüşe nasıl tepki veriyor?

Tüketicinin yeterince bilgilendirilmediğini, dolayısıyla tepkilerin eksik bilgiyle verildiğini düşünüyorum. Tam da bu sebeple daha çok farkındalık faaliyetine ihtiyaç var. Bu da genelde sivil toplum kuruluşlarına düşüyor. Giderek daha fazla duyduğumuz sosyal girişimlerin bu alanda öncülük etmelerini de çok etkili buluyorum. Bir de yeni kuşakların farkındalık seviyeleri daha yüksek, onları gözlerini ‘greenwashing’ ile boyamak daha zor. Bana gelirsek, samimiyetsiz yaklaşımlarla karşılaştığımda sinirlendiğim olmuyor değil, ama sakin düşününce bunlar beni bildiğim inandığım yolda yürümeye, devam etmeye daha da çok bağlıyor. İyi örneklerin çoğalması ve değişim yaratma potansiyeli benim için önemli bir motivasyon.

Kadına özgürlük katan elbise…

Giyi’yi yaratırken kafanda ne vardı? Başlangıç noktan neydi?

Ortaokul sıralarında çizdiğim kıyafetleri gerçek kılmak istedim. Bir farkla, özel bir giysi olmalıydı. Özel derken, bir mesele anlatan, güzelliğinin, rahatlığının, tasarımının yanında bir de fayda yaratan, giyen kadına özgürlük katan, doğal elyaflardan, hikayesi olan bir elbise olsun istedim.

Hikaye konusunun üzerinde biraz duralım. ‘Hikayesi olan elbise’ ne demek?

Kabul etmek lazım, artık çok azımız gerçekten ihtiyacımız olduğu için kıyafet alıyoruz. Alışveriş davranışlarımızı ihtiyaçlardan çok anlam ve değerler belirliyor. Bunlar zaten bir süredir konuştuğumuz meseleler. Tavrını beğendiğimiz bir markanın elbisesi, bizde iz bırakan bir seyahatten aldığımız çanta, anne yadigarı bir pelerin… Bunları biraz da bize iyi şeyler hatırlatıp hissettirdiği için seviyoruz. Giyi’yi yaratırken ben kendi hikayemden yola çıktım elbette ama onu giyenler üzerine yeni hikayeler ekleyecekler diye umuyorum. Her önümüze geleni almadığımız zaman, hikayelere zaman kalıyor.

Bir de şu ‘kendin gibi olmak’ meselesine değinelim mi? Moda markalarının en çok pompaladığı kalıplardan biri de kendin gibi olmak, kimselere benzememek… Nolur biraz birbirimize benzesek, biraz ‘herkes gibi’ olsak?

Kendin gibi olmayı, kendinle ilişki halinde olmak, kendi sesini duyabilmek olarak görüyorum ben. O noktada hakikaten her birimiz benzersiziz. Giyi, “Bir elbise giyeceksin ve artık kimselere benzemeyeceksin” demiyor. “Biraz kendini dinle, bakalım neler duyacaksın” diyor.