'Meyhanenin ders kitabı' çıktı: Orada boşuna mı memleket kurtarılır

“Meyhane bu ülkenin kültürünün derin bir parçasıdır. Hakkında yüzlerce yıllık şiirler, şarkılar, hikayeler vardır. 

Meyhane hayatın zarif bir kopyasıdır. Bir meyhane sadece bir meyhane olarak hüzün, eğlence, umut ve denge yeri olmayı başarır. Aşklar, evlilikler başlar, biter. 

Meyhane meze, müzik, muhabbet üçgenidir. 

Balzac’ın Köylüler romanını hatırlayalım: ‘Meyhane halkın parlamentosudur.‘ Orada boşuna mı memleket kurtarılır?”

Fotoğraf: Sabah Yıldırım

Yeni çıkan ‘Meyhane İhtisas Kitabı’ bu topraklar için meyhanenin derin anlamının böyle özetliyor tanıtım yazısında.

Meyhanenin son yıllarda hiç olmadığı kadar popülerleşmesine kayıtsız kalamayışın ürünü olan kitap kolektif bir çalışma.

Konuyla ilgili uzmanlar, tarihinden mimarisine, rakısından mezelerine, müziğinden işletmeciliğine meyhaneye dair ne varsa masaya yatırıyor.

İki yıllık çalışma sonucu çıkan kitapta 53 yazar, 54 konu başlığı altında meyhane kültürünü anlatıyor. Kitaptaki 250 fotoğrafın bazıları daha önce görülmemiş kareler.

Metin Solmaz yayın yönetmenliğinde Overteam Yayınları’ndan çıkan kitabın önsözünde şöyle diyor Ayça Budak: “Çok rakı kitabı var, doğru; ansiklopedisi var, gastronomisi var, meze tarifi, var da var. Ama meyhanenin okulu olmadığından hiç ders kitabı da olmamış. İşte bu kitap, o kitap. Hem meyhaneyi ve rakıyı anlamak isteyenlere, hem de bir gün bir meyhane açma hayali olanlara yazdık bu kitabı.”

Kitapta yer alan yazılardan ‘tadımlıklar‘ şöyle:

Muhalefet imkanı muktedirlerin dikkatini çekmiş olmalı

Meyhaneler ‘gedikli’ ve ‘kaçak‘ koltuk meyhaneleri diye ikiye ayrılırdı. Gedik herhangi bir iş kolunda, ‘bugünkü taksilerde plaka tahdidi‘ne benzer diyor İlber Ortaylı. Her esnaf grubunda olduğu gibi meyhanecilerin de desteklediği bir “âdet ve mekanizma”ydı bu. Gedik bedeli idarenin vazgeçebileceği bir miktar olmadığı gibi yetkililer için de bir rüşvet kapısı açıyordu. Şarap ve meyhane sayesinde devlet de ‘devletlüler‘ de kazanıyordu. İlber Ortaylı, meyhanelere ilişkin topyekûn kapatma kararlarını, 1980’lerin sonunda yazdığı yazıda gazete kapatmaya benzetir, şimdiyse bu olsa olsa sosyal medyayı sınırlamaya benzer. Demek ki meyhane sadece şarap satılan bir yer değildir. Şarap veya aslan sütü içene biraz cesaret verip dillerin de kilidini açar. Bu yüzden en az kahvehane kadar kamusal mekân olan meyhanenin içerdiği muhalefet imkanı muktedirlerin dikkatini çekmiş olmalı. Yoksa testiye şarap koyup kendi evine de yollanırsın, kim karışabilir? Ama sırf içinde mey içildi diye her hane de meyhaneye dönüşmez. Dolayısıyla meyhane başka bir yerdir. Peki nerededir? (İstanbul’un ‘muhabbet’ gemileri/Hakan Koçak)

Eskiden meyhanenin kapısında ‘meyhane’ yazmazdı

Kapısında ‘meyhane‘ yazan ve ticari adını ‘meyhane‘ olarak tescil ettiren işletmelerin açılması sanıldığından çok daha yakın zamanlarda gerçekleşti. Eskiden meyhanenin kapısında ‘meyhane‘ yazmazdı. Günümüzün ünlü Tarihi Cumhuriyet Meyhanesi bile, kendisine bu unvanı kazandıran tarihinin büyük bölümünde, kapısına ‘Cumhuriyet İçkili Lokantası’, hatta bir ara ‘Cumhuriyet Birahanesi’ yazmıştı. Cumhuriyet gazetesinin karakteristik logosuyla işlenen ve altına “Gazi’den beri” ibaresi eklenen ‘Tarihi Cumhuriyet Meyhanesi’ levhası anca 1990’larda asılabildi. Kabaca Cumhuriyet’in kuruluşundan üç çeyrek asır sonra… (Cumhuriyet Döneminde Meyhaneler/Erdir Zat)

Otların yeni bakış açıları ile yorumlandığı yepyeni mezeler

Özellikle son yıllarda Ege’de otlarla gelenek- sel tariflerin dışında da mezeler hazırlayan çok sayıda lokanta var. Rakının yemeğe eşlik edeceği sofralarda alışılmadık otlu lezzetlerle yepyeni eşleşmelere fırsat yaratıyorlar. Kazdağları’ndaki Zeytinbağı Otel’in menüsündeki çilek soslu ot salatası, Ayvalık’taki Ayna’nın portakallı cibezi, Odurla’nın leblebi ve arapsaçı ile yapılan cacığı, otların yeni bakış açıları ile yorumlandığı yepyeni mezelere birkaç örnek sadece. (Vazgeçilmez Mezeler: Sebzeler ve Otlar/Hülya Ekşigil)

Müdavimine, müşterisine hayatta eşlik etmek

Eğer bir Agop, bir Refik, bir Yorgo değilseniz “Ben sosyal medyayla uğraşamam,” deme lüksünüz de yok. Adını andığımız ünlü meyhaneciler ve yaşıtları çoktan terki diyar eylediğine göre, cümleyi “Hiçbirimizin sosyal medyayla uğraşamam deme lüksü yok” diye de güncelleyebiliriz. Sakın ola sosyal medya iletişimi yapmayı bir çeşit hanutçuluk olarak görmeyin; bugünün şartlarında bu iletişim müdavimine, müşterisine hayatta eşlik etmek demektir. Gözden ırak olmamaktır. Dolayısıyla, gönüllerdeki yerini korumak, müdavim ve müşteri nezdinde her daim hatırlanmaktır. (Meyhaneler İçin Sosyal Medya İletişimi 101/Serdar Erbaş)