Bugün hem küresel düzeyde hem de Türkiye’de siyasal iktidarların en temel dayanağı olan rıza üretme kapasitesinin ciddi biçimde aşındığı bir dönemden geçiyoruz. AKP’nin 2002 sonrasında kurduğu hegemonya yalnızca sandık başarısına yaslanmadı. Bu hegemonyanın ilk ayağı, devlet aygıtı içinde kurulan fiilî koalisyondu.
Hegemonyanın ikinci büyük ayağı ekonomi oldu. Bu ekonomik çerçeve kısa süre içinde kredi genişlemesi ve inşaat merkezli büyüme modeliyle birleşti. Refah Partisi’nin 1989 sonrasında bazı ilçe ve beldelerde filizlenen, 1994 yerel seçimleriyle büyükşehir ölçeğinde belirginleşen “sadaka(t) belediyeciliği” deneyimi de AKP hegemonyasının inşasında önemli bir rol oynadı.
AKP’nin elinde, 2002’de ona hegemonik bir güç veren, onu toplum nezdinde beğenilir, arzu edilir bir parti haline getiren; AKP iktidarı için bir anlam, bir meşruiyet üreten neyi varsa kaybetti. Gülen Cemaati artık FETÖ Terör Örgütü; iktisadi kriz artık Türkiye’nin yeni “ekonomik normali” üstelik Sadaka(t) ekonomisi ile rızaları devşirilecek orta ve orta alt kesim de artık yok.
AKP, sadece iktidarını besleyen en önemli mekanizmayı (sadaka(t) belediyeciliği) değil, hegemonyasını üzerlerine bina ettiği neredeyse her şeyi kaybetti. Biri hariç: Zor gücü.
İktidar, rıza üretme kapasitesinin aşındığı yerde hukukî süreçleri de araçsallaştırarak zor aygıtını daha görünür ve daha doğrudan biçimde devreye soktu.