Meksika 0 – 0 Brezilya: Ochoa'nın Şanlı Direnişi

Ekrem EkiciEKREM EKİCİ

ekrem.ekici@gmail.com

Futbolun ve futbolun aktörlerinin geçirdikleri evrim ve dönüşümleri gözlemek ve anlamak halen en belirgin biçimiyle Dünya Kupaları’nda mümkün oluyor. Oyunun kendisi ve aktörleri değiştikçe, bununla paralel biçimde bizler de yaşlandıkça, futbol üzerinden nasıl bir dünyada yaşıyor olduğumuzu da belirli bağlamda başka bir pencereden görebiliyoruz. Bu Dünya Kupası’nda ev sahibi Brezilya’yı izlemek, sığlığın ve yüzeyselliğin, ambalajın ve etiketin dünyasında yaşıyor olduğumuzu hatırlatıyor. Meksika’yı izlemek ise (özellikle halihazırda bu ülkede ikamet eden biri olarak) buna en fazla ne kadar direnilebileceği, hangi yollarla direnmenin mümkün olabileceği, güncel Brezilya futbolunun ve futbolcusunun temsil ettiği avamlığın nasıl pasifize edilebileceği konusunda fikirler veriyor gibi.

Patolojik bir durumun tahliline yönelen bir sosyolojik gevezeliğe girmeden, her ne kadar golsüz tamamlanmış da olsa Brezilya – Meksika arasında oynanan maçın bu Dünya Kupası’nın belki de şimdiye kadar oynanan en ilginç ve heyecan verici maçlarından biri olduğunu söyleyelim. Heyecan verenin Brezilya değil, Meksika’nın ev sahibi olmasından öte herhangi bir özelliği olmayan Brezilya karşısındaki bilinçli, onurlu ve ciddi oyunu olduğunu da ekleyelim.

Brezilya-meksika2
Fotoğraflar: Reuters

Biz Brezilya’yız ulan, buraların ağasıyız

Şahsen izlemiş olduğum hiçbir Dünya Kupası’nda özel olarak Brezilya’yı desteklemiş olmasam da, (gerçek) Ronaldoların, Rivaldoların, daha gerilere gidersek, Romarioların, Bebetoların, Mazinhoların, Tafarellerin Brezilyasına saygısız olmanın futbol evreninde suç sayılacağını herkes gibi bilir ve Brezilya’yı uzaktan sevmeyi tercih ederim. Ve fakat, Neymar’ıyla, Marcelosu’yla, Dani Alvesi’yle, özellikle bu Dünya Kupası’nda karşımızda olan Brezilya, hem şekil, hem oyun olarak, mahalle maçında artistliklerinden geçilmeyen, apaçi kılıklı mahalle bitirimlerinin, hem oyun hem karakter ve tavır olarak ‘Biz Brezilya’yız ulan, buraların ağasıyız‘ sakilliğinden ibaret.

Oyun olarak bakıldığında, her ne kadar öyle değilmiş gibi göstermeye çalışsalar da, tek umudu ne idüğü belirsiz ‘estetik’ hareketlerle sıfıra inmeye ya da yedi kişinin arasına dalıp kaleye gitmeye çalışan ‘meçli’ Neymar olan, sözünü ettiğimiz ‘Biz Brezilya’yız‘ ezikliğiyle çok şey yapmaya çalışıp, ne oynayacağını bilmeyen tecrübesiz, ukala ve niteliksiz bir oyuncu grubundan ibaret.

Hırvatistan karşısında Japon hakemin korkudan, baskıdan ya da başka bir nedenden dolayı çaldığı yalan bir penaltıyla gelen ucuz galibiyetten sonra, bu sefer, ki Cüneyt Çakır’ın hakkını teslim etmek lazım, doğru dürüst, hatta neredeyse mükemmele yakın maç yöneten bir hakem ile birlikte, turnuvanın çok göze batmasa da, Ochoa’sı, Marquez’i, Herrera’sı, Gio’su, Javier ‘Chicharito’ Hernandez’i ve tabii ki Andres Guardado ve Oribe Peralta’sıyla en kompakt ve derli toplu takımlarından biri olan Meksika karşısında ne yapacağı merakla bekleniyordu.

Brezilya-meksika

Çakma Brezilya!

İlk 25 dakika baskılı oynuyormuş gibi görünüp, topa daha çok sahip olan ve her fırsat bulduğunda yetenekten çok cahil, karakteri oturmamış topçu artistliğiyle ‘estetik/sambacı’ manevralar yapmaya çalışan bu çakma Brezilya Milli Takımı, karşısında bir saniye bile ciddiyetinden ve oyun disiplininden taviz vermeyip, soğuk kanlılığını koruyarak oyunda kendini konumlandıran bir Meksika buldu. 25. dakikada maç boyunca efsanevi bir performans sergileyecek olan Ochoa’nın, Neymar’ın kafa vuruşunu inanılmaz bir refleksle çizgiden çıkarmasının ardından, Meksika milli takımı korkunun ecele faydasının olmadığını ve bu Brezilya’nın aslında o bekledikleri Brezilya olmadığını gördükten sonra oyunu ‘oynamaya’ başladı.

Katı, disiplinli, ancak hiçbir surette oyunu sertlikle çirkinleştirmeyen bir savunma anlayışıyla, Meksika, ilk yarı boyunca Brezilya ataklarını tek tek altı pas üzerinde eritip, sakin ve disiplinli bir şekilde geliştirdiği ataklarla, ilk yarının ortalarından itibaren Guardado, Herrera gibi silahlarıyla Brezilya kalesini uzaktan yoklamaya başlıyordu. İlk yarının sonlarına doğru, topla çok oynasa da, ‘ender gelişen’ bir Brezilya atağını daha savuşturan Aztek torunları yavaş yavaş artan bir özgüvenle soyunma odasına giderken, ben de ikinci yarıda, şansın yardımıyla da olsa, güzel takım Meksika’nın bu hadsiz apaçilere dersini verecek olmasını ve buradaki konu komşumuzun yüzünü güldürecek olmasını umuyordum.

‘Grande Protagonista’ Ochoa

Nitekim Meksika ikinci yarıya bambaşka bir ruh haliyle çıktı. İkinci yarının başından, 75. dakikaya kadar Brezilya’yı neredeyse sahasından çıkartmayıp, kalesinde yüz yıllık bir yalnızlığa hapsolan Julio Cesar’ı adeta bombardımana tutuyordu. Herrera’nın, Guardado’nun sağlı sollu şutları bir türlü çerçeveden geçmese de, tedirginlik had safhaya ulaşıyordu. Rafael Marquez önderliğindeki Meksika savunması da Neymar balonunu ve bu çakma Brezilya’nın yalanlığını erken teşhis etmiş olmanın bilinciyle sakin kalıp, orta saha ve hücum elemanlarına en büyük desteği sağlıyordu. 75’ten itibaren ise ev sahibi olmanın büyük korkusuyla ve baskısıyla Brezilya, geliştirdiği ataklarda maçın tartışmasız yıldızı olan, İtalyan spikerin ‘Grande Protagonista‘ (büyük kahraman) dediği Ochoa’yı geçemiyordu.

Brezilya-meksika1

Meksika maçı öylesine istiyordu ki, teknik direktörü Miguel Herrera başgan, oyunun son çeyrek saatlik diliminde artık yorulmuş olan, takımın ağır abilerinden Oribe Peralta’yı oyundan alıp, bizler ‘Hazır 0–0, artık oyunu soğutmak adına bir orta saha sokup, uyutmaya oynar’ diye beklerken, tabela 14 numarayı, yani Javier ‘Chicharito’ Fernandez’i gösteriyordu, bizler de haliyle başımızı saygıyla öne eğiyorduk bu cesaret karşısında. Meksika Chicharito ile hücumu hareketlendirme ceza sahası içerisinde etkinliği artırma amacındaydı. Nitekim Thiago Silva denen, bugünün balon futbol piyasasında milyonlar etse de, PTT 1. Lig’in kasap stoperlerinin topa bomba muamelesi yapmayan PSG kaptanı tarafından biçilmesi uzun sürmedi.

Futbol daha ölmedi!

Meksika son ana kadar istedi ve kovaladı, ama olmadı. Golsüz eşitlik sonucunda bu kifayetsiz muhterisler ordusu Brezilya ile grup liderdiğini paylaşıyor. Umuyoruz ki gidebilecekleri yere kadar gitsinler. Yavaş yavaş eriyip giden, para babalarının, şımarık taraftarların ve endüstrinin oyuncağı olmuş ‘futbol’, “Ben daha ölmedim” dedi mütevazi ancak basiretli Meksika ile. Sağ olsunlar.