Hacettepe Üniversitesi, 12 öğrencisi hakkında 3 ile 4 yıl arasında uzaklaştırma kararı verdi: ”Çim alanda toplanmak, pankart açmak, müzik dinletisi yaparak halay çekmek, stand up gösterisi yapmak, slogan atmak, kırmızı renkli meşaleleri yakarak havaya doğru tutmak, yüksek sesle şarkılar söylemek ve duvarlara ‘Özgürlük’ yazmak.”
Esad Suriye’sinde olsa zindana atılırlardı, Kim’in Kuzey Kore’sinde olsalar çalışma kamplarında ölüme terkedilirlerdi.
“Türkiye’de doğdukları için şanslı çocuklar” mı demeliydim?
Hacettepe Üniversitesi yöneticileri, yönettikleri kurumun bir üniversite olduğunu unutmuş görünüyorlar.
Bu işte bir akademiyi yönetme ehliyetinden ya da anayasal haklardan daha çok öne çıkan bir “vicdan” meselesi var.
Hannah Arendt, “Kötülüğün Sıradanlığı” isimli eserinde 2. Dünya Savaşı yıllarında yaşanan büyük insanlık dramının altında muhakeme yeteneğini ve vicdanını kaybetmiş “küçük adamın” oynadığı rolü tahlil ediyordu.
Ve öyle görünüyor ki günümüz Türkiye’si, bu kitabın tezinin kolayca kanıtlanabileceği bir laboratuvar ortamını sunuyor.