Hemen belirtelim, bu açıklama esas itibariyle bizim anayasamız açısından sorunludur. Çünkü bizzat AK Parti iktidarı tarafından 2004 yılında Anayasa’nın 90. Maddesinde yapılan değişiklikte getirilen hükümle, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalar, iç hukukumuzun doğrudan parçası olmuştur. Temel hak ve özgürlükler alanında, bir kanun ile uluslararası sözleşme arasında çelişki doğarsa, sözleşme hükümleri esas alınır. Dolayısıyla, yargı mercii, hak ve özgürlüklere ilişkin bir meselede sadece iç hukuku değil, uluslararası belgeleri de göz önünde tutmak zorundadır. Hatta, anayasamıza göre tarafı bulunduğumuz uluslararası insan hakları belgeleri, kanunun da üzerindedir. Yani AİHM kararlarına uymak Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının bir gereğidir.
İşte tam da bu yüzden mesele Osman Kavala meselesi değildir, doğrudan anayasaya uyup uymama meselesidir. Hala anayasal bir devlet olduğumuza göre, alt mahkemeler dahil yürütme ve tek tek bireylerin Anayasa’ya uyma zorunluluğu bulunmaktadır.