HALİL İBRAHİM ÇELİMLİ
Kim ne derse desin dünya kupalarının epik bir havası vardır. Bir ay gibi kısa bir süreye dört yıllık emeği, coşkuyu ve kazanma azmini sıkıştırmaları gerekiyor.
Hal böyle olunca en zor anlarda çıkıp gelen mesih gibi oluveriyor bu tür turnuvalarda maçları alıp götüren futbolcular. Topuyla kalesiyle uzaktan gönderilen füzeleriyle sonuçta bu oyun bir savaş simülasyonu. Ve her takım taraftarı kendi kahramanlarının bir an önce sahne almasını bekler durur.
Bir yığın kahraman

74’ün tek kollu Beckenbauer’i, 78’in kıvırcık saçları bile şut çekebilen Kempes’i, 82’nin şike cehenneminden yeni çıkmış Rossi’si, 86’nın tanrıyla Shilton’un kafasında tokalaşabilen Maradona’sı ilk akla gelenler. Daha sonraki turnuvalarda da bir yığın kahramana şahit oldu bu oyun ve hemen hepsi kupa kaldıran takımlara aitti.
Arjantin, post-Maradona sendromunu henüz aşabilmiş değil. Kendi taraftarlarını pek bilmiyorum ama benim gibi ülke takımı dışarıdan seyreden biri için taraftarı olduğum bu takımın Maradona’dan sonra pek bir şey üretememiş olmasını sürekli bir kahraman beklentisinden kaynaklandığını düşünüyorum. 78’de Kempes’le, 86’da Maradona’yla kaldırdıkları kupanın kahramanları sayesinde gerçekleştiğine o kadar inanmışlar ki, bu iki futbol dehasının arkasında mevzilenmiş savaşçı takımı ıskalıyorlar.
Messi’nin kahraman olabilmesi için arkasındaki itici gücün gerçek bir takım olması gerekiyor. Çünkü bu tür futbolcular sebep değil daha çok sonuçtur. İyi bir takımın sonucu olarak zaman zaman tanrının eline dokunurlar ve alır götürürler kupayı. Eğer böyle bir takımınız yoksa maç alabilirsiniz ancak kupa sonunda başka bir kahramanın elinde havalanır siz de bakakalırsınız.
Takım attırmadı, Messi attı
Şimdiye kadarki maçlarda Arjantin takımı Messi’ye gol attırmadı. O golleri Messi kendi başına attı. Dolayısıyla bu takımın kupa kaldırması için takım olarak daha iyisini yapması gerekiyor.
Bu turnuva için akılda kalacak argüman ‘hızlı oyun’ olacak gibi görünüyor. Gruplardan çıkmış diğer takımların bir çoğu hızlı oyunun gereği neyse yapmaya gayret ettiler.
Uyukladık durduk
Ancak Arjantin takımı için aynı şeyi söylemek güç. Bir kucak dolusu gole rağmen ikinci yarının ortalarına kadar uyukladık durduk. Ne tesadüftür ki hemen hemen aynı dakkalara denk gelen Lavezzi’nin oyuna girmesi ve akabinde Messi’nin çıkmasıyla oyun görünür bir şekilde hızlanıverdi.
Gruplardan çıkmaları garanti olduğu halde, üstelik ikinci yarının ortalarındayken takım hızlanabiliyorsa bunu her daim yapabiliyor demektir.
Vito Carleone kadar karizmatik Alejandro Sabella’nın yardımcılığını yaptığı Pasarella kadar cesur bir futbol oynattığına şahit olamadık henüz.
Afrikalıların kahramanları yok

Nijerya takım olgusu olarak Arjantin’den daha iyi bir görüntü verdi dün. Aslında birçok Afrika takımı ve Latin Amerika’nın baş altı takımları bu konuda derslerine iyi çalışmış görünüyor.
En büyük eksikleri büyük takımlardakiler kadar olmasa da kendi ölçeklerinde oyunu çekip çevirecek kahramanlarının olmaması. Ciğerlerine doldurdukları nefesleriyle yaptıkları atakların bir çoğu boş alanlara üflenerek heba oldu.