
H. AYHAN TİNİN
Sanat da var / Sinema
insanatinart@gmail.com
Fransız sinemasının usta öykü anlatıcısı Luc Besson, geçen hafta vizyona giren filmi ‘Anna’ ile izleyiciye yine keyifli bir sinema şöleni vadediyor.
Filmin müziklerini Eric Serra yapmış doğal olarak.
Hikayeci, senarist ve yönetmen koltukları ise Besson’un.

Alt sınıftan kimsesi kalmamış güzel bir Rus kızı olan Anna’nın KGB’ye girmesi ile başlayan film; Moskova, Paris, Milano arasında defileler, eşcinsel fotoğrafçılar, uluslararası silah ve bilgi kaçakçıları arasında geçen bir üst katmana sahip ve bu haliyle Amerikan aksiyonlarını aratmayan bir sürükleyici temposu var.
Alt katmanda ise Luc Besson bambaşka bir hikâyenin içine çekiyor bizi…
İki kadın, üç adam, dünyanın en büyük iki gizli servisi ve iki kadının kurduğu müthiş bir oyun!
Bu asıl hikayeyi takip ederseniz eğer, filmi izleme keyfiniz ikiye katlanacak.
Luc Besson’u takip eden sinemaseverler için şaşırtıcı bir kurgu değil bu…
Unutulmaz ‘Big Blue‘, yeri doldurulmaz ‘Leon‘, sarsıcı ‘Nikita‘, ‘Subway‘, ‘Fifth Elemeth‘ her biri Besson’un hikaye yazma gücüne hayran olduğumuz, bunu perdeye aktarmasına da saygı duyduğumuz yapıtlar.
Filmde ünlü Rus yazar Anthon Çehov’un ‘Martı’ oyunun ilk perdesinden bir replik var.
“Zekice harekete geçmek için, zekadan fazlası gerek”.
Belki de hayatın içinde kadınlarla erkekleri birbirinden ayıran en önemli fark bu… Bir kadın ya da bir erkek zeki olabilir. Fakat bir oyun kurmak için zeki olmaktan daha fazlasına ihtiyaç var. Fazlasındaki örüntüyü yapacak olan ise genellikle bir kadın beyni.
Erkeler ne yazık ki burada çok cılız kalıyor.
Anna’nın Rus sevgilisi (KGB) Thcenkov, “Hayatta kalmanın bir yolunu bul, gerisini zaman halleder” derken; Amerikalı (CIA) sevgilisi bu seviyeyi bile tutturamayıp elbise dolaplarının içinde gizli gizli Anna ile buluşmaya çalışıyor.
Oysa Anna’nın bağlı olduğu KGB yöneticisi Olga ve Anna bizlere, kadınların içinde matruşka bebekleri gibi kaç farklı kimlik çıkacağını, adım adım gösteriyorlar.
Bir erkeğin asla yapamayacağı biçimde iki adamı da seven, iki adamın da kendisini sevmesini ve saygı duymasını sağlayan Anna; sonuçta her kadın gibi aslında en çok kendini sevdiğini, sinema salonunun ortasına bırakıp gidiyor.
Erkekler başka bir kadının peşinden gider, terk eder. Kadınlar önce terk eder. Sonra hayatın ardından gider. Bazen bu hayata başka bir erkek de karışır…
Kadınlar erkekleri terk etmez aslında, bir mezarlığı terk eder. Erkeğin belki de anlaması gereken en önemli şeydir bu… Bir erkek, bir ilişki kadın için ne zaman bir mezarlık haline dönüşür?
Her seçim bir kaybediştir diye söylenir ya… Anna hiç kimseyi seçmeyerek hayatını seçiyor Besson’un hikayesinde!
Anna’nın yöneticisi Olga’yı hiç sevmediğini zannederiz. Oysa matruşkanın içindeki sayısız bebekten biridir Olga da… Anna’nın yaşlılığıdır. Anna, Olga’nın gençliğidir. Her kadın aslında ayrı bir evren gibi görünse de, matruşka bebeklerin hepsi birbirine benzer, kadınlar da…
Göremediğimiz, derinlerde bir yerde bütün kadınlar aynı çizgide durur. O nedenle bir kadını, ne yaptığını, neden yaptığını ve ne yapacağını en iyi kadınlar anlar.
Aşk ve ölüm.
Masum ve tehlikeli.
Tutkulu ve buz gibi.
Hepsi Anna’dır. Her iki erkek de Anna’nın karanlık yüzüne aşık olur ve onu aydınlığa çıkarmaya çalışırlar.
Olga ise Anna’nın karanlığında, kendi aydınlığını görür.
Kadınlar görür ve anlar. Erkekler tahmin eder ve yanılır.
Harika finaliyle ‘Anna’, sıcak yaz günlerine keyifli bir serinlik getirmeye hazır, izleyin. Filmin jenerik müziği ‘My Beauty – Beauty Freak Feat. Malee’ yaz boyu dinlemeye aday…