

BEHZAT ŞAHİN
@behzatsahin7
Bu hafta Vatan Caddesi’ndeyiz. Hayır, Aksaray’daki değil, Çağlayan’daki. Çağlayan Meydanı’nı bilirsiniz, hani ortasında devasa adliye binası olan. Arkanıza adliyeyi alıp yüzünüzü Yeni Cami’ye döndüğünüzde, caminin sağında kalan cadde, Vatan Çaddesi.
Gökdeniz (Gür) sevdiğim dostlarımdan biri. Aynı bölgedeki Florence Nightingale Hastanesi’nde yönetici. Aynı zamanda çok iyi bir amatör DJ’dir. Kapatmadan önce, bizim Ataşehir’deki şubenin girişindeki The Sailor Cat Pub’da az sabahlamadık müziğine kapılıp. En sevdiği gruplar Muse, Coldplay ve Depeche Mode’dur, ama müzik yelpazesi geniştir, dinlemeye başladın mı bırakamazsın. Hem de ayaklı kütüphanedir bu konuda.
Rakı masası arkadaşlığı Gökdeniz’in bir başka güzel yanı. “Yakınınızda Lık Lık Ocakbaşı diye bir yer varmış, gidelim işin bitince” dedim, ikiletmedi bile. Caminin avlusunda buluşup daldık Vatan Caddesi’ne. Epey işlek bir caddeymiş. Lık Lık, beş dakikalık yürüme mesafesinde.
Caddenin iki yanındaki artık eskimiş binaların çoğu iş hanı. Lık Lık da Kaya İş Hanı’nın birinci katında. Altında ‘yüksek kalite düşük fiyat’ iddiasındaki Halis kuruyemiş ve baharat dükkânı var.

İş hanının dışı gibi içi de dökülüyor. Asansör hiç güven vermedi, zaten bir kat çıkacağız.
Merdivenleri çıkıp içeri girdik, oldukça geniş bir salon. Biraz da kuşku verici genişlikte. Girişin sağındaki cadde manzaralı, üzerinde kareli örtü olan üç masanın ikisi dolu, birinde rezerve yazıyor. Diğer bütün masalar örtüsüz. Bizi karşılayan kimse olmayınca sol dipteki meze dolabının arkasında telefonuyla ilgilenen beyefendiye yöneldik. Zaten ondan başka kimse de yokmuş. Manzaralı, masa örtülü ‘rezerve’ masa hariç, istediğimiz yere oturabileceğimizi söyledi, ikinci sıradaki masaya yerleştik biz de.

Önden bir şişe bira paylaşacağız. Hem mutfağa hem servise bakan az önceki beyefendi fıçıda ısrar etti, kırmadık. Üç-beş günde tüketilmeyen fıçıdaki biranın bayatlamak gibi bir huyu var maalesef, içtiğimiz bayatlamamıştı neyse ki.
Salondaki dört ekranın açık olan ikisinde elbette at yarışı yayını var. Fonda Hulusi Gökmeşe söylüyor, ardından Aynur Bolat dinledik. Bildiğimden değil, isimleri bar bankosunda bulunan bilgisayarda açık Youtube listesine bakarak öğrendim. Bir yerden sonra ne dinlediğimize kulak kabartmadım bile, hiçbirini tanımıyorum. Derin arabesk.

Barın yanında kadın-erkek ayrı tuvaletler, erkeklerde bir pisuvar, bir alaturka kabin var. Kadın tuvaletine nasıl olsa kullanılmıyor diye uğrayan olmamış. E, ama erkekler kullanılıyor!
Biradan sonra rakıya geçelim deyince, cam kenarındaki masa örtülü, manzaralı rezerve masaya terfi ettirildik.
Gökdeniz işi konusunda çok disiplinli. Sanki hastanenin kapısını ilk o açıyor, hafta arası pek geçe kalmaz. Baştan “Dokuz gibi kaçarım” dedi, o zaman 35’lik söyleyelim. Yokmuş. 50’lik? O da yok. “20’lik vereyim, bir tane daha içersiniz” dedi mekânın garsonu, komisi, mutfak şefi olan beyefendi. Peki.
Meze seçmek için dolabın başına gittiğimizde tanışıp amacımı da söyledim.
Bilal Kantemir (48), Sivas Doğanşarlı. 13 yaşındayken İstanbul’da, Emmim Ocakbaşı’nda (şimdi adı Zarafet olmuş) mesleğe başlamış. Hep aynı tarz yerlerde çalışmaya devam etmiş. 2017’den beri de burada. Fotoğraf çekmek için meze dolabının ışıklarını yakmasını rica ettim, yaktı. Süzme yoğurdun üstü küflenmeye başlamış. Uyarınca, “Birkaç gündür hastaydım, bugün de geç geldim. Arkadaşlardan biri köye gitmiş, öbürünün de işi çıktı, bakmamışlar dolaba” diye mazeret bildirdi.
Barbunya pilaki de gereğinden fazla helmelenmiş görünüyor ama yine de yarımşar porsiyon barbunya pilaki, haydari, kızartma söyledik. Bilal bey, kendinden emin, “Köz patlıcanım güzel” dedi.

Fight Academy manzaralı masamız
Çağlayan Fight Academy ve Bosch mağazası manzaralı masamıza kurulduk.

Mezeler de geldi. Barbunya pilaki hem konserve hem geçmiş. Kızartma da biraz eskimiş. Geriye közlenmiş patlıcan kaldı, ama o da hazır, market işi. Beyaz peynirin neyse ki gideri var.

Hiç canımızı sıkmıyoruz. Bazen, bazı yerler kötü gününde olur, biz ona denk gelmişiz demek ki. Rakı masasının esas mezesi muhabbet denmez mi hep, o da bizde bol. Bir peynir daha söyledik.

Bizden başka rakı içen yok. Meze ya da yemek yiyen de. Bira, tuzlu yer fıstığı.
Ana yemekten yana da şansımızı deneyelim.
“Ana yemek ne var ustam?”
“Adanam güzel.”
“Ortaya alalım bir porsiyon.”
Geldi Adana, buranın standartlarına göre güzel, neticede Adana’da değiliz. En azından et taze.

Adana standart üstü, ama buranın standartlarına göre.
Gökdeniz’in kalkma zamanı. Benim için henüz erken. O gidince bir 20’lik daha söyledim. Hâlâ açım. Risk almayı da severim.
“Başka ne yiyebilirim?”
“Antrikotum güzel, günlük alırız.”
“Dövülmemiştir değil mi?”
Yanıt olarak bir şey dedi, anlamadım, “Tamam” dedim. Et birazdan geldi, incecik. Dövülmüş. Tabii ki içinde suyu kalmamış. Yine de iyi niyetli bir çalışma, yenmeyecek gibi değil.
Saçının yanları sıfıra vurulmuş gençten biri geldi Bilal beye yardıma. Bir ara sohbet ettik. Eyüp (Uyrum), 13 yaşında. Babası tekstil atölyesinde işçi, bazen buraya ekstraya gelirmiş. Evin anahtarı olmadığı için Eyüp de hem yardım etmek, hem de babasını beklemek için burada. 7’nci sınıfa gidiyor. Sodasından bir yudum alıp, “Bırakacağım okulu, meslek öğreneceğim” dedi. Mantıklı. Diploma her şey değil ya. Ne kariyerler var diploması olmayan. Ama bir yıl daha okursa diploması da olacak. Rakımdan bir yudum alıp, “Bari bir yıl daha oku” dedim. Ama belli ki o bildiğini okuyacak.

“Buradan çıkınca Sahne Son Kadeh’e de uğra” diye tavsiyede bulundu, uğrarım. Mecidiyeköy metro istasyonuna yürüyeceğim zaten. Yolumun üstü sayılır.
Eyüp’le fotoğrafımızı çeken masa komşumla lafladık biraz. 1,5 yıldır haftada 2-3 akşam geliyormuş. Bira içiyor. O da benim ne yaptığımı merak etmiş.
“Niye yazıyorsun?”
“Kayda geçmiş oluyorum.”
“Ne faydası var?”
“Bilmem, belki merak edip gelen olur?”
“Niye yapıyorsun?
“Ben de meyhaneciyim, misyon edindim say.”
Kendisi öğretmenmiş. 657’ye tâbi, isim vermiyor.
2 bin 250 lira tutan hesabımı ödedikten sonra Bilal beyden son bilgileri toparladım. Ne zaman açıldığını bilmiyor ama rivayete göre açılışında Metin Oktay (1936-1991) da varmış, adını o koymuş. Kurucusu Yetiş Kaya da topçuymuş. Zamanının en çok gol atan futbolcusu olduğu için ‘Taçsız Kral’ diye anılan Galatasaraylı Metin Oktay’ın isim babalığı yaptığını var sayarsak, yuvarlak hesap en az 40-50 yıllık tarihi olmalı. Sahibinin ölümünden sonra çocukları pek ilgilenmiyormuş. Ramazan, kandiller ve dini bayramların ilk bir-iki günü kapalı. Onun dışında her gün saat 14:00-15:00 gibi açıp, gece 01:00-02:00 gibi kapatıyorlarmış.

Fiyat listesi her masada var. Bira 100, 35’lik rakı 800, mezeler 100, ana yemekler 250-380 lira arası.
Vakitlice kalktım, daha yürüyecek yolum var. Bir de Eyüp’ün tavsiye ettiği Sahne Son Kadeh’e göz atacağım. Park Sokak’ta imiş.
Buldum. Pek işlek yerler değil buralar. Şekilsiz bir binanın birinci katında. Restoran mı, bar mı, pavyon mu anlayamadım. Girmeye de cesaret edemedim doğrusu. Uzadım. Belki başka zaman…
