Bu olumsuz küresel tablonun varlığında bir de fon krizine tutulan ülkemiz cephesinden bakarsak tam anlamıyla ayazda kalmış durumdayız.
Bir yandan borsada ardı ardına yaşanan düşüşlerle oluşan 5 trilyon liralık kayıp varken diğer yanda oluşan (iç ve dış gelişmeler kaynaklı) belirsizlik ikliminde döviz satışları ve altının küresel gelişmeler çerçevesindeki kayıpları nedeniyle rezervler erimeye devam ediyor.
Enerji cephesinde, petroldeki her 10 dolarlık artış cari açığı 2,5 milyar dolar büyütüyor ve bugünkü brent seviyesi kabaca 9 milyar dolarlık ek yük anlamına geliyor.
Motorinin litresi dört haftada 81 liradan fırlayıp 100 lira civarına yaklaşmış durumda. Eşel mobil sistemi 1 Ekim’de uzatılmazsa benzine 12,48 liralık ek zam gelecek.
%31,51’lik enflasyon ve yüzde 37’lik politika faiziyle TCMB’nin manevra alanı fon krizinin de patlamasıyla iyice daralmış durumda.
Her ne kadar yaşananlardan ötürü iç talep zayıflayacak olsa da konunun nerelere kadar gidebileceği ve piyasadaki likidite sıkıntılarının artma ihtimali düşünüldükçe durgunlukta enflasyona neden olabilecek gelişmelerin ortaya çıkması gayet olası gözüküyor.
Söyleyebileceğimiz en net şey bundan sonrasının (beğenmediğimiz) öncesine göre çok daha zorlu olacağı.
Problemleri çözmesini beklediğimiz aktörlerin bizi her geçen gün daha fazla beter hale getirmesini çaresizce izlemeye devam ediyoruz…
Hasılı, ekonomide artık en büyük düşman enflasyon değil. O artık sadece düşmanlardan biri. Yeni büyük düşmanlarımız ikiz kardeşler: Belirsizlik ve güvensizlik…