O işler kurultaysız da oluyor vallahi! Bkz. İngiltere…

 

erayozerERAY ÖZER

erayozer@gmail.com

İngiltere’de İşçi Partisi ile ülkenin en büyük sendikalarından Unite arasında uzun yıllardır devam eden bir ittifak var. Unite her şeyden önce partinin siyasal tabanını temsil ediyor.

Fakat desteğin boyutu bununla sınırlı değil. Sendika her yıl yüklü miktarda bir parayı partiye bağışlıyor. Son dört yılda yaklaşık 12 milyon sterlin (yaklaşık 43,2 milyon TL) gibi bir bağıştan söz ediyoruz. Ki bu rakam partiye yapılan toplam bağışın üçte biri anlamına geliyor.

Bu destek karşısında sendikanın beklentisi İşçi Partisi’nin sendikal taleplerin siyasal düzlemde arkasında durması, bu talepleri parti politikalarının bir parçası haline getirmesi.

Liman işçisi başkan

United’ın genel sekreterliğini kendisi de liman işçiliğinden gelen Len McCluskey yapıyor.

İngiltere bir süredir, United’ın ve dolayısıyla McCluskey’nin İşçi Partisi üzerindeki hakimiyetini tartışıyor.

Dört yıldır genel başkanlık yapan Ed Miliband’ın McCluskey’nin bütün isteklerine boyun eğmek zorunda kaldığı, partinin tarihinde hiçbir zaman bu kadar dışa bağımlı bir görüntü çizmediği yazılıp çiziliyor. Muhfazakarlar, Miliband’ın gelecek yıl mayıs ayında yapılacak genel seçimlerde başbakan seçilmesi halinde ülkeyi sendikanın yöneteceğine durmaksızın vurgu yapıyor.

Tartışmaları bu denli alevlendiren şey McCluskey’nin geçtiğimiz nisan ayında yaptığı bir çıkış oldu. Sendika başkanı, partinin politikalarına ağır bir eleştiri getirerek, 2015 genel seçimlerinde başarılı olunmaması durumunda United’ın verdiği desteği çekeceğini, hatta İşçi Partisi’yle yollarının tamamen ayrılabileceğini söyledi. Gerekirse alternatif yeni bir mecra yaratmaktan söz etti.

Bu durumu hiç de zayıf olmayan bir ihtimal olarak niteleyen sendika başkanı, partiyi sol politikalardan uzak olmakla suçluyordu.

Tanıdık hikaye

Hikaye giderek tanıdık gelmeye başladı, farkındayım. Devam edelim.

McCluskey seçimlere 14 ay gibi bir süre kala parti içerisinden Miliband dışında, kendi politikalarına daha yakın bir adayı genel başkan seçtirmeyi düşünmedi.

Düşünemezdi de…

Zira İngiltere gibi bir ülkede bir partinin genel seçimlere 14 ay kala başkan değiştirmesi seçimlerde bir başarı elde etmekten tamamen vazgeçilmesi, bir sonraki seçimlere hazırlanmanın tercih edilmesi anlamına geliyordu.

Aksine aradan geçen iki ayın ardından haziran ayının son gününde McCluskey bir açıklama yaparak United’ın 2015 seçimlerinde partinin yüzde 100 arkasında duracağını duyurdu.

Ülkeyi kötü yöneten mevcut iktidara karşı tek adamakıllı alternatifin her şeye rağmen İşçi Partisi olduğunu söylüyordu sendika başkanı. Partinin 2015 genel seçimleri için açıkladığı programın tek radikal çözüm önerisi olduğunun altını çiziyor ve İşçi Partisi’nin böylesi zorlu bir mücadeleye ‘tek eli arkada bağlı’ bir şekilde girmesine izin vermeyeceklerini belirtiyordu.

Bir bidiği mi var

Acaba niye kurultay diye tutturmadı McCluskey?

Blair döneminin yarattığı etkinin yanına bile yaklaşamayan Miliband yönetimini, sendikanın partideki gücünü düşünecek olursak, ‘indirmekte’ zorlanmayabilirdi.

Üstelik kamuoyu yoklamalarına, anketlere bakıldığında Miliband liderliğinde partinin oy oranları hiç de iyi görünmüyordu.
Genel seçimlerde iktidara gelmek oldukça zor görünüyordu.

Üstelik Ed Miliband’ın halefi de hazır edilmişti: McCluskey’nin partide daha aktif rol verilmesini talep ettiği, Blair ve Brown hükümetlerinde bakanlık yapmış olan Alan Johnson.

Johnson niye sendikanın çıkışının hemen ardından bir basın toplantısı yapmadı acaba?

Niye göreve hazır olduğunu derhal duyurmadı?

Genel seçimlere bir yıl kala partisi programını açıklamışken niye ortaya çıkıp boşverin o programı, ben size iki dakikada yenisini hazırlarım, demedi?

Madalyonun öbür yüzü

Bu madalyonun bir yüzü. Öteki yüzünde Ed Miliband’ın tavrı yer alıyor.

Genç başkan, muhalefetle ve sendikayla didişmeye çalışmadı.

Aksine bu konuda kamuoyuna tek bir açıklama yapmadı.

Meseleyi McCluskey ile kapalı kapılar ardında konuşmayı tercih etti.

Muhalefete ders vermeye kalkacağına, hodri meydan diye ortaya çıkacağına kendi politikalarını anlatma yolunu seçti.
Seçim programını sendikanın uyarıları doğrultusunda oluşturdu. Sol bir parti olarak işçilerin taleplerini, vergi reformunu programın merkezine oturttu.

Kıyaslarsak…

Ortada sürekli ‘Kurultay isteriz’ diye dolaşan bir muhalefet ve durmaksızın ‘Tamam madem, hodri meydan’ diye politikasız bir meydan okuyuşa teslim olan parti yönetimleriyle kıyaslandığında…

Ne kadar sağlıklı, ne kadar olması gerektiği gibi değil mi?