Burada acı olan siyasal iktidara karşı olan çevrelerin, özellikle Gezi ayaklanmasının ardından gayrimeşru her türlü harekete, eyleme ve teröre prim vererek, DHKP-C tipi terör örgütlerine meşruiyet kazandırmış olması. 17-25 Aralık darbesi, meşruiyet dışı müdahaleye kapıları sonuna kadar aralayan muhalefetin yarattığı siyasi iklime dayanarak geliştirildi.
“Kimden gelirse gelsin…” misali AK Parti hükümetine karşı darbeyi bile ‘mubah’ sayan muhalefet, sonunda DHKP-C destekçisi olup çıktı. Siyasiler, iş dünyası, medya aktörleri şiddeti alkışlamaya başladıklarında, yakılmış araçların önünde “zafer” işaretiyle fotoğraf çekerek terörü yücelttiklerinde, Gezi’nin vandallarını ‘zeki çocuklar’, DHKP-C gibi örgütleri ise “romantik gençler” diyerek sahiplendiklerinde ortaya zaten başka bir tablo da çıkamazdı.
İş dünyası ve medya patronları, Gülen grubu, CHP gibi vesayet yanlısı güçler, hükümete karşı başlattıkları darbe girişimini topluma, özellikle de gençlere “demokrasi mücadelesi” olarak yansıttı. Onları sokağa, isyana teşvik etti. DHKP-C gibi örgütleri de şiddet güzellemeleriyle canlandırmaya, harekete geçmeye ve teröre sevk ettiler.