Kulp'ta 1991'de yedi kişinin öldürülmesine takipsizlik

 

Diyarbakır’da PKK’lıların cenazesine katılan yedi kişinin öldürülmesiyle ilgili yargılanan askerlere 26 yıl sonra takipsizlik kararı verildi.

İsmet Yediyıldız

Bingöl’de öldürülen üç PKK’lı için Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde 24 Aralık 1991’de cenaze töreni düzenlenmiş, törende çıkan çatışmada bir asker hayatını kaybederken, göstericilerden yedisi hayatını kaybetmişti.

Cenazeye katılan 54 kişi beraat etmiş, valiye rağmen jandarma komutanı olarak ateş emri vermekle suçlanan ve Trabzon’da 1999’da hayatını kaybeden albay İsmet Yediyıldız savcılık fezlekesinde olup bitenlerden sorumlu tutulmuştu.

İşleme konmadı

Yediyıldız’ın ‘görevin ifası sırasında adam öldürmek ve aynı suça teşebbüs’ten yargılanması için izin istenen fezlekeyle ilgili işlem yapılmadı.

Soruşturmaya bakan başka bir savcı, 7 Temmuz 1993’te görevsizlik kararı vererek dosyayı gereğinin yapılması için il ve ilçe idare kuruluna göndermişti.

Yıllar sonra yeniden açıldı

Avukat Nahit Eren’in ölü ve yaralılar için yaptığı terör tazminatı başvurusuyla soruşturmada 2005’e kadar işlem yapılmadığı anlaşıldı.

Kulp savcılığı, dosyanın zaman aşımına uğramasına kısa süre kala bir suç duyurusu dilekçesiyle yeniden soruşturma başlattı.

Soruşturma açılınca dosya zaman aşımından kurtarılırken, ‘öldürmek ve öldürmeye teşebbüs’ten açılan soruşturma kapsamında o gün Kulp’ta görevli 37 subay ve astsubayın ifadesi alındı.

Kayıtlar yok

Olay, dönemin Milliyet gazetesinde böyle haberleştirilmiş.

Diyarbakır başsavcılığı, 26 yıl sonra tamamlanan soruşturmada 2 Kasım’da 33 asker hakkında ‘öldürme ve silahla yaralama’dan takipsizlik kararı verdi.

Kararda, Yediyıldız’ın dosyasının izin talebiyle valiliğe, diğer askerlerin dosyalarının ise Kulp kaymakamlığına gönderilerek soruşturma izni istendiği belirtilen kararda, dosyaların akıbeti sorulduğunda il idare kurulunda konuyla ilgili belge ve bilgiye rastlanmadığı, ilçe idare kurulunda dosyanın kayıtlarda mevcut olmadığının bildirildiği ifade edildi.

Yedi kişinin ölümüne sebebiyet veren ateşli silahın olay yerindeki jandarma personeline ait olduğuna ve dolayısıyla jandarma personelinin bu kişilerin ölümüne sebebiyet verdiğine dair hiçbir delil bulunmadığı belirtilen kararda, ölenlerin vücutlarından çıkarılan ya da olay yerinde ele geçirilen mermi çekirdeği ve boş kovanların hangi jandarma personelinin silahından ateş edildiğine dair bilirkişi incelemesi de bulunmadığı kaydedildi.

‘Meşru müdafaa’

Kararda, jandarma personelinin maktullerin ölümüne sebebiyet verdiği kabul edilse dahi, Kulp’ta meydana gelen olayda zor ve silah kullanma yetkisinin, hatta zorunluluğunun oluştuğu vurgulanarak şöyle dendi: “Olay yerinin uzun yıllardır terör olaylarının sıkça yaşandığı bir yer olması, PKK terör örgütünü destekler nitelikte sloganlar atan 2 bin kişilik bir grubun olması, grubun sözlü uyarılara aldırmayarak taş ve sopalarla güvenlik güçlerine saldırması, güvenlik güçlerinin buna rağmen fiziksel şiddete başvurmamaları, fakat grubun bununla yetinmeyerek silahla, güvenlik güçlerine ateş etmeleri ve açılan ateş neticesinde bir askerin şehit edilmesi dikkate alındığında meşru müdafaa şartlarından haksız saldırının olayda oluştuğu kanaatine varılmıştır.”

‘Karşılık verme, gerekli savunma’

Kararda, güvenlik güçlerinin saldırıyı bertaraf etmek ve yaşam haklarını korumak için ateş etmek zorunda kaldıkları belirtilerek güvenlik güçlerinin açılan ateşe ateşle karşılık vermesinin mutlak ve gerekli bir savunma olduğu ifade edildi.

Saldırı ve savunmanın orantılı olduğu belirtilen kararda, “Kulp ilçesinde meydana gelen olayda güvenlik güçleri lehine meşru müdafaa şartlarının oluştuğunun, olayda güvenlik güçlerinin meşru savunma halinde kaldıklarının kabulü gerektiği, bu nedenle şüpheli güvenlik görevlileri hakkında ceza verilemeyeceği, ceza sorumluluklarının ortadan kalktığı anlaşılmıştır” dendi.

İtiraz edildi

Müşteki ailelerin avukatı Nahit Eren, takipsizlik kararının kaldırılması için sulh ceza hakimliğine başvuru yaptı.

Dilekçede şunlar kaydedildi: “Olay tarihinde güvenlik güçleri yaşamını yitiren örgüt mensuplarının defin işlemlerine müsaade etmeyeceklerini ve cenazelerin kendilerine teslim edilmesini istemişlerdir. Ailelerin cenazeleri teslim etmemesi üzerine kitle üzerine ateş açılmış ve altı sivil yaşamını yitirmiştir. Olayda dokuz sivilin ateşli silahla yaralandığı belirtilmiştir. Olay anında asayiş komutanı olarak birliklere emir veren Diyarbakır İl Jandarma Komutanı Albay İsmet Yediyıldız’ın emri ile sivil gruba yapılan bir saldırı söz konusudur. Güvenlik güçleri tarafında öldürülen altı sivilin terör örgütüyle bağlantılarının olduğu, üzerlerinde ateşli silah bulunduğuna dair bir delilin varlığı mevcut değildir. Güvenlik güçleri, orantısız bir şekilde ateşli silahlarla kitle üzerine hedef gözetmek suretiyle ateş etmişlerdir. 26 yıl sonra olay tarihinde alınan ifadeler ışığında dönemin cumhuriyet savcılarının yapmış olduğu hukuki değerlendirmeler ve tespitler görmezden gelinerek takipsizlik kararı verilmiştir. Savcılık makamının kendisini yargılama makamı görerek, meşru müdafaa nitelemesi ile kovuşturmaya yer olmadığı kararı, ceza hukuku açısından kabul edilemez.”