BURAK KILIÇ
Kayserispor maçı Fenerbahçe ‘İkinci Aykut Kocaman dönemi’nin özeti niteliğindeydi. Vardar’a neden elenildiyse şampiyonluğa da öyle veda edildi Kadıköy’de.
Elbette 10’uncu hafta, ahkâm kesmek için çok erken ama ortalama şampiyonluk puanlarını düşününce ve kalan 24 haftada Fenerbahçe’nin kaybedecek 13-15 puanı kaldığı sonucuna varınca, ‘Veda’ sözü hiç de kehanet gibi durmuyor.
Fenerbahçe maça, sezon başından beri yapılan denemelerin sonucunda elde edilen iyiye en yakın dizilişi ve 11’iyle çıktı. Takımdaki coşku eksikliğine, son üç sezonun kronikleşen özellikleri de eklenince Kadıköy’de ev sahibi adına çöpe atılan bir ilk yarı yaşandı.

Ozan ve Josef, yine oyun kurulduğunda topla aralarına rakibi alarak sorumluluktan kaçtı. Top almak için merkeze gelen iki kanat Valbuena ve Dirar esas mevkilerini boşalttı ve geometri sonsuz bir yamuğa dönüştü. Hücumda ve savunmada inisiyatif almayan iki merkezin kaymaları da yapamamasını Kayserispor cezalandıramadı. Özellikle Umut Bulut’un arkasındaki Güray-Mendes-Deniz üçlüsü, uyurgezer gibi Fenerbahçe yarı sahasında dolaştı.
Bırakın doğru pasları, doğru koşu hamleleri bile Kadıköy’deki havayı ilk yarıdan ayaza çevirebilirdi. Umut Bulut’un iştahı, Neustadter’in cömertliği ve Kameni’nin amatörce hatasıyla ödüllendirildiğinde Fenerbahçe, maçın idman maçı olmadığını hatırladı. Agresifleşen oyunda Ozan, ceza sahasına koşmasının neden önemli olduğunu tabeladaki karşılıkla gördü.
‘Bahşediyorum, lütfen puanı paylaşalım’

İkinci yarıda Fenerbahçe daha derli topluydu. Josef ve Ozan saklandıkları yerlerden ortaya çıktılar ve Fenerbahçe peş peşe goller buldu. İşte kaybedenin hikâyesinde final buradan sonra yazıldı.
Yapılan transfer hatalarından, alternatifsiz kadro planlamasından ve çizilen uzun toparlanma vadesindeki kayıplardan sorumlu tutulmak istemeyen Aykut Kocaman’a iş düşmüştü.
Fenerbahçe’nin neden ilk yarıda böyle tutuk olduğunun cevabını da bir kenara bırakarak: Aykut Kocaman, Fenerbahçe’nin neden kendisiyle şampiyon olamayacağını 30 dakikada itiraf etti.
Skor 3-1’e gelmişken, Kayserispor tek atımlık kurşununu dengesiz baskılara harcarken, korkusuna ve skor telaşına esir düştü. Şampiyon olmak isteyen bir takım evinde skor ve psikoloji avantajını yakalamışken böyle ürkek, böylesine rakibin peşinden koşan bir anlayışla oynamamalı.
Sahada hayaleti dolaşan Guiliano’dan nasıl bir beklenti var bilinmez, herhangi bir değişiklik için 70 dakika bekledi. Kayserispor’un, Fenerbahçe’yi kendi yarı alanına ittiği sürede kenardan hiçbir hamlede bulunmadı. Takımın pas kanallarının neden tıkandığını teşhis edemedi.
Alternatiftir ki; kontratak tehdidi oluşturacak bir formül de üretmedi. Yalnızca maçın bu skorla bitmesini oyuncularından bekledi. Oyuncular da yedek kulübesinden.
80’inci dakikadan sonrası, orta sahaları bırakan iki takımın salvosuna dönüştü. Üç kontra girişimi, takımın hücum üzerinde ne kadar az planı olduğunun ispatıydı. Başından sonuna, kimin nereye koşacağını bilmeyen ve nasıl bir pas istediği olduğunu çözemeyen Aykut Kocaman’ın öğrencileri rutin olarak topu Kayserisporluların ayaklarına teslim etti. Dirar, Neustadter, Neto ve Kameni’nin döküldüğü maçta, topun bu formsuz ayakların olduğu bölgede oynanmasını engellemedi.
Bir ihtimal kaldı: Tanrısal dokunuş

Bu sezonun nasıl göz göre göre çöpe atıldığını başka bir yazıda uzun uzadıya anlatabilirim. Kayserispor maçında havlu daha ıslanmadan yere atıldı.
Çerçeveyi daha da netleştirirsek, Fenerbahçe kalan haftalarda şunu bekleyecek. Hafta içinde gazete sayfaları dolsun diye yapılacak “Oyuncular kenetlendi”, “İnanılmaz hırslılar”, “Şampiyonluk sözü verdiler” haberlerinin gerçeğe dönüşmesi mucizesiyle zirveye tutunmaya çalışacak.
Çünkü Aykut Kocaman 2017’nin ilk aylarından beri yaptığı tahlillerde yanıldı. Bir yıkıntı teslim almadı. İstediği pek çok oyuncuyu aldı ve kuramadığı planlarının kurbanı oldu-oldurdu.
Artık tek umut oyuncu grubunun yaratacağı mucizeye kaldı.