Kılıçdaroğlu işbirlikçiliğe tenezzül eder mi?
K

Murat Sevinç
Murat Sevinç
Mülkiyeli. Anayasa hukuku, tarihi ve Türkiye'nin siyasal yaşamına odaklandı. 2017'de Barış İmzacısı diye üniversiteden atıldı. 2024'te iade edildi. Kitapları da var. Köşe yazısı yazmaya Radikal İki'de başladı, 2014'ten beri Diken'de.

MURAT SEVİNÇ

Neden gündemde tutulduğunu çoluk çocuğun kavrayabildiği bir ‘CHP kurultayı’ derdi var ülkenin. Köpürtenlerin bunu neden yaptığı açık olmasına açık. Asıl sorun, hâlihazırdaki CHP yönetiminin aleyhine çıkması muhtemel bir mahkeme kararından medet umanların varlığı.

Herhalde milyonlarca muhalif seçmen gibi, gerek CHP yönetiminin ve gerekse İmamoğlu’nun beklentisi, Kılıçdaroğlu’nun kurultayı tartışmalı olmaktan çıkaracak sarihlikte bir tutum sergilemesi. CHP’nin bir önceki genel başkanı ve cumhurbaşkanı adayı, bu son derece anlaşılır beklentiye inatla beklenen yanıtı vermedi, vermiyor.

Kemal Kılıçdaroğlu hakkında, ilki 2009 yerel seçimleri esnasında Radikal’de olmak üzere kaç yazı kaleme aldığımı hatırlamıyorum. Eleştirilmesi gereken her kararını-eylemini eleştirdim, takdir edilmesi gerektiğini düşündüğüm davranışlarına destek oldum. Eleştirinin de beğeninin de öznel bir yanı olduğu gerçeğini ihmal etmeden kuşkusuz.

Dün olduğu gibi bugün de Kılıçdaroğlu’nun sevapları ve günahları olduğu yönündeki kanaatimi koruyorum. 2025 Haziran’ındaki Kılıçdaroğlu’na bakıp 2023 seçiminden önceki Kılıçdaroğlu’nun olumlu eylemlerini inkar etmek istemem.

‘Sevapları mı günahları mı ağır basar?’ sorusunu yanıtlamak kolay değil. Yanıtlayacak olanın meşrebine göre değişecektir. Adalet Yürüyüşü’nü başlatan ile ‘anayasa aykırı’ bir anayasa değişikliğine omuz verip dokunulmazlıkların kalkmasına ve HDP’lilerin cezaevine girmesine yol açan, aynı insan. İstikşafi müzakere oltasını yutan (ya da yutmuş görünen) ile ‘helalleşme’ adımını atan, aynı insan. Saymakla bitmez…

Yeri gelmişken, meslektaşımız Behlül Özkan 2024 yazında Turkish Studies dergisinde bir makale yayınladı ve yabana atılmaması gereken bir Kılıçdaroğlu değerlendirmesi yaptı. En özet şekilde ‘devletin adamı olarak Kılıçdaroğlu’ portresi desem, çok yanlış olmaz herhalde. İlgilenecekler için makale künyesini buraya bırakıyorum.

Kılıçdaroğlu için dönüm noktaları önce 2023 seçimi, ardından kaybettiği kurultay oldu. Gerek seçim gerekse kurultay hakkında sabaha kadar konuşulur, yüzlerce sayfa yazılabilir. Konuşulacak ve yazılacakları bilmeyen ise yoktur. Üstelik, ne yazılırsa yazılsın birileri yalnızca Kılıçdaroğlu’na yapılan haksızlıkları (montaj kasetten tutun, masadan kalkma hikayesine kadar) birileri de yalnızca Kılıçdaroğlu’nun hatalarını (dokunulmazlıkların kaldırılmasından tutun, YSK’ye gösterilemeyen tepkilere ve ‘sekiz kişi yöneteceğiz’ garabetine kadar) görecektir, yapacak bir şey yok.

Hal böyleyken, Ali D. Topuz’un Kemal Kılıçdaroğlu hakkında 2023’te kaleme aldığı portre yazısının son cümlelerini hatırlatmak yeterli olur: “...İş ikinci tura kalınca güleç, sakin ve edepli aday gitti, içinden zenofobi rüzgârına kapılmış, öfkeli bir sağcı fışkırdı. Heyhat kaybetti… En vasat sürprizi kurultayda yaptı: Özgür Özel’e yenildi, sonucu beklemeden çıkıp gitti.” (Cumhuriyet Tarihinden 100 Portre, Der: Kıvanç Koçak-Tanıl Bora, İletişim, 2023, s.411)

Kim, hangi sevabı ya da günahı görürse görsün, eğer Kılıçdaroğlu 2023 seçimi ardından çekilmeyi bilseydi, oy veren seçmenin ‘çoğunluğu’ kendisini her şeye rağmen ‘hayırla’ yâd edecekti. Edebilirdi. Oysa Kılıçdaroğlu kenara çekilmediği gibi tek satır özeleştiri yapmayı dahi reddetti. Kabul, özeleştiri milli değerlerimizden biri değildir, biraz UFO’ya benzer bu memlekette, arada bir gördüğünü söyleyen varsa da kimse varlığını kanıtlayamaz. Yine de Kılıçdaroğlu düzeyinde siyaset yapan ve cumhurbaşkanı seçiminde oyların yaklaşık yarısını almış birinin “İhanete uğradım” dışında bir sözü olmalıydı. Canı çıkmış yurttaş için değil, kendi itibarı için. Yapmadı.

Günü geldiğinde, Kılıçdaroğlu’nun Baykal’ın yerini alması gibi Özgür Özel’in, Kılıçdaroğlu’na karşı kazanması da son derece olumlu bir gelişmeydi.

Özgür Özel CHP’si önce yerel seçimlerde büyük başarı elde etti, ardından bir koskoca yılı ‘normalleşme’ adı verdiği tuhaflıkla harcadı. Mart ayında İmamoğlu’nun tutuklanması (yani bu işlerin yalnızca Mardin’de filan olmayabileceğinin görülmesi!) ve ‘halkın partileri harekete geçiren tepkisi’yle birlikte CHP bir muhalefet partisi olduğu hatırladı. Mart sonrasında artık başka bir muhalif yurttaş, başka bir CHP, başka bir Özgür Özel ve İmamoğlu var. Yeni CHP iktidarın beklemediği bir direnç gösterince, yıllar boyu Kürt siyasal hareketine yapılan muameleyle karşılaştı ve yeni hasım oluverdi.

Çoktan anılarımızdaki yerini almış olması gereken Kılıçdaroğlu, bu koşullarda, CHP azımsanamayacak bir baskıya maruz kalırken ve o baskıya karşı takdire şayan direnç sergilerken gündem oluyor. Keşke Hikmet Çetin gibi, Altan Öymen ve Murat Karayalçın gibi işitseydik adını, CHP mitinglerinde görseydik. Bu yolu tercih etmedi. Yakın çevresinde, seçtiği yolun ‘çıkmaz yol’ olduğunu kendisine söyleyen de olmadı belli ki.

Saf, deneyimsiz, söylediği sözün nereye gideceğini hesap edemeyecek bir siyasetçiden söz etmiyoruz. Beklenen açıklamayı yapmadığı gibi, aslında ‘yaptığını’ iddia ederek ve başarıyla tereddüt uyandırarak bir süredir cümlemize ahmak muamelesi yapıyor. Okuduğunuz satırların nedeni bu nahoş ve asap bozucu muameleye bir itiraz. Eski genel başkana, kendisine oy vermiş ahalinin zannettiği kadar vahim durumda olmadığını hatırlatma isteği.

İsmail Saymaz birkaç gündür o cenahtan muhtelif haberler veriyor. Kılıçdaroğlu’yla görüşen bazı CHP’lilerin dile getirdikleri aktarılıyor. Şu söz artık anlamını yitirmiş olsa da bana hâlâ ‘akıl almaz’ gelen ifadeler bunlar. Kılıçdaroğlu mitingleri doğru bulmuyormuş, ‘hukuk yoluyla mücadelenin öne alınması’ndan yanaymış (!), kendisinin partinin başına gelmesinin ne sakıncası varmış vs. Bunları İsmail Saymaz’ın şu yayınından dinledim.

30 Haziran’da ya da başka bir tarihte nasıl bir karar çıkar, bilinmez. Öyle bir durum olursa Kılıçdaroğlu hakikaten o koltuğa oturmayı içine sindirir mi, yaşayıp göreceğiz. Eğer tüm duyum ve tahminler doğruysa ve Kılıçdaroğlu böyle bir işe tenezzül ederse, o zaman Can Yücel’den esinle ‘işbirlikçiye işbirlikçi demeyip de ne diyeceğiz!’

Nasıl ki iktidar 19 Mart’ın sonuçlarını hesap edemedi, belli ki mahkeme kararıyla CHP yönetimine gelmeyi kendine yedirme ihtimali olanlar da hesap kitap hatası yapıyor. Ne ülke ne yurttaş ne CHP ne Özel ve İmamoğlu 19 Mart öncesinde artık. Ahalinin canı burnunda, muhalif seçmen-CHP’liler uzun süre sonra ilk kez canlı ve umutlu. Miting alanlarını dolduran sade yurttaş hiç kimsenin bu umudu yok etmesine izin vermeyecektir.

Yine de ve belki fazlaca naif bir beklentiyle, Kılıçdaroğlu’nun ömrünün kalanında vahim sözcüklerle anılmaya rıza göstermeyeceğini umuyor, bunu diliyorum. Aksi olursa, muhalefet/CHP ve yorgun halk yığınları güç kaybetmeyecek, pes etmeyecek ve mutlaka bir yol bulacaktır. Konu CHP olduğuna göre yazının son sözünü de İsmet İnönü söylesin: “Yeni bir dünya kurulur…”

Yazı önerileri: Tanıl Bora’nın, Beşir Atalay’ın anı kitabı üzerine, ‘Adalet ve kalkınma Partisi’nin Ön Tarihinden’ başlıklı yazısı.

Yunus Emre Erdölen’in, NewYork belediyesi için yapılan önseçimi kazanan Zohran Mamdani
hakkındaki ‘Elhamdülillah, sosyalistiz’ başlıklı yazısı.