Cinselliğin bir “tabu” olarak görülmesi, yaşanılan problemleri bir “utanç” kaynağına dönüştürerek kişileri derin bir çaresizliğe hapseder. “Bu sadece benim başıma geliyor” ya da “Cinsellik doğal olarak kusursuz olmalıdır” gibi hatalı inançlar, eşler arasında çözümsüz bir umutsuzluk yaratır.
Kulaktan kulağa yayılan bu mitler zamanla büyüyerek ciddi evlilik sorunlarına, kırgınlıklara ve çiftlerin birbirinden duygusal olarak uzaklaşmasına yol açabilir. Oysa cinsel sağlık, grip olmak kadar olağan ve çözümü olan bir süreçtir. Bu kısır döngüyü kırmanın ilk ve en önemli adımı, cinselliği bir tabu olmaktan çıkarıp eşle açık, yargısız ve dürüst bir şekilde konuşabilmektir.
Yaşanan sorunlar bir başarısızlık olarak değil, ilişkinin geliştirilmesi gereken bir yönü olarak görülmelidir.