Kabarenin öksüzlüğü; Haldun Taner

H. AYHAN TİNİN / Sanat da var / Tiyatro-Edebiyat

Galatasaray lisesinin parasız yatılısı Haldun Taner.

Türk Tiyatrosu’nun köşe taşlarından biri…

Türkiye’de kabare tiyatrosu fikrinin mimarı…

Türk öykü sanatının en önemli modern dönem kalemleri arasında…

Gazeteci, akademisyen…

Kısaca Modalı Haldun’un Türk sanat ve düşünce hayatını öksüz bırakmasının yıldönümü!

7 Mayıs 1986.

Devlet Tiyatrosu ve Şehir Tiyatrosu her yıl olduğu gibi bu mayıs ayını da ‘Haldun Taner Şenlikleri‘ ile mi destekliyor yoksa! 

Babası ülkemizin ilk devletler hukuku profesörüydü. Üstelik 33 yaşında bu unvanı almıştı.

Erken denilebilecek bir yaşta, beş yaşında öksüz bıraktı Haldun’u… Öğrencilerini Sarıkamış’ta, Çanakkale’de kaybetmiş bir akademisyenin iki kez üst üste vuran kalp kriziydi yaşadığı…

Dönemin İttihat ve Terakki hükümeti, öğretim üyesi Salih Zeki’yi görüşlerini beğenmediği için üniversiteden atınca, proteste etmek için istifa etmişti.

Bir süre maddi sıkıntımız olacak, ne dersin?’ diye izin almak istedi eşinden; ‘Sen nasıl uygun görüyorsan.’ yanıtını aldı. Cebinde yetmişbeş kuruş ile öldü.

Kolay oluşmuyordu insanoğlunda omurga dediğin, genlerinde olması gerekiyordu. İlkelerinde, değerlerinde ve davranışlarında hayatına taşınıyordu.

Haldun Taner de Türk epik oyunlarının zirvesi kabul edilen ‘Keşanlı Ali Destanı’nı yazdığında oyunu Devlet Tiyatrosu ve Şehir Tiyatrosu’na götürmüş, ancak her iki kurum da Yalçın Tura’nın bestelediği oyun müziklerine müdahale etmek isteyince, oyununu geri çekmiş; Gülriz Sururi – Engin Cezzar topluluğuna vermişti.

Dedesinin matbaasında geçti çocukluğu. Hamit Matbaası.

Burada dönemin edebiyatçıları Yakup Kadri, Cevdet Kudret gibi isimlerle tanıştı.

Galatasaray Lisesi’ndeki yıllarında edebiyat hocası kompozisyonlarına kimseye vermediği tam puanları verse, derslerde Balzac ya da Flubert gibi edebiyatçıların romanlarını okutsa da onun aklı atletizm ve futboldaydı…

Devlet bursuyla Heidelberg’e okumaya gittiğinde de siyasal bilgiler okumuştu.

Ancak yarıda bıraktı ilk üniversitesi, tüberküloz olmuştu.

Türkiye’ye döndü. Dört yıl boyunca evde bakılması gerekiyordu. Bu dönemde okumaya ve yazmaya merak saldı.

Türk öykü sanatı ve tiyatro dünyasında zirveye çıkacak bu genç kalem gölgede açan bir çiçek gibi sessizce büyüyordu.

Bu dört yıldan sonra sanat tarihi ve Türkoloji bölümüyle üniversite eğitimini tamamladı. Ardından Viyana’da felsefe ve tiyatro okudu.

Akademisyen oldu babası gibi… Sanat Tarihi kürsüsünde ilk kez Tiyatro Tarihi ve Dramaturgi dersleri verdi.

Yurt dışında olduğu zamanlarda Bertold Brecht’i tanımış ve tiyatro anlayışından çok etkilenmişti.

Türk Tiyatrosu’nu kökleri Orta Asya’ya ve şamanik ritüellere uzanan geçmişi, orta oyunu ve seyirliklerden köklenen Anadolu kültürü ile harmanlayarak yeni bir biçim ve dil arayışına girdi.

Chat Noir adlı bir Paris kahvesinde 1881’de doğan kabare tiyatrosunu Türkiye’ye taşıdı ve Devekuşu Kabare ve Tef Kabare ile zirveye çıkmasına yol açtı.

Vatan Kurtaran Şaban, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım gibi oyunlarla kabareyi halka sevdirdi.

Devekuşu Kabare’de Zeki Alasya, Metin Akpınar, Ahmet Gülhan, Ayşen Gruda, Kemal Sunal gibi oyuncuların, Ferhan Şensoy gibi yazar-oyuncu isimlerin sanat dünyamızda izlerini derinleştirmelerini sağladı. 

Sonrasında her biri tiyatromuzun kutup yıldızları oldular.

Gerçeklerden kaçan insanoğlunun durumunu sembolize eden, Devekuşu’na Mektuplar köşesiyle Tercüman ve Milliyet gazetelerinde yıllarca halkın nabzını tuttu.

Sayısız öykü, oyun, gezi yazısı ve ödüllerle dolu ömründe her gün en az yirmi sayfa yazıp, yirmi üç tane daktilo eskitti!

Adı anılmadığında unutulur ya insan…

Haldun Taner bunu hak edecek bir isim değil. 

İkonik bir hatırlamanın ötesinde yaşatılması gereken bir isim.

Sahi Türkiye’de kabare tiyatrosu ne alemde?

Üstelik bunun çarşı pazar fiyatlarıyla da çok ilgisi var.

Her şey diğer her şeyle ilişkilidir, ama uzak gibi görünen şeyler, yakın gibi görünen şeylerden daha fazla ilişkilidir’.