Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Şimdi biraz kendimden bahsedeceğim. Aslında bunu sizlere bir meydandan, ona buna, kurumlara, ilime, matematiğe ayar vererek anlatmam daha doğru olurdu, çünkü fazla okumam yazmam yok.
Sevmiyorum… Bilim, ilim deseniz o da yok. Fikirlerim dogmalarımdan ve hırslarımdan ibaret. Kendimden başka kimseyi düşünmem, zaten genelde başkalarını pek düşünmem, hal böyle olunca insanın kendine vakit ayırması daha kolay oluyor. Bir insanı sevmemekle başlıyor her şey… Bu dünyaya bir kere geliyoruz. Her ne kadar sağa ya da sola kendimi “inançlı” gibi paketlesem de, cenazelerde elimde kutsal kitap vaazlar versem de, kendimden, bencilliğimden başka hiçbir şey beni tarif etmeye yetmez.
Çoğuları hitabetimin, liderlik vasfımın, karizmamın, çevremde yarattığım korkunun da etkisiyle bana saygı duysa da ben pek bir şeye saygı duymam kendimden başka. Çünkü bu dünyada tek hakiki mürşit benim için güçtür. Bakın bir halterci gibi düşünün, ama her gün sikleti yükseliyor, haliyle kaldırdığı ağırlık artıyor, daha da güçleniyor… Her gün daha ağırına hazırlıyorum çevremdekiler. Bir nokta geliyor artık, sporun da kurallarını ben yazar oluyorum. Bir ağırlığı kaldıramadım mı? Hemen diyorum ki “Allah affetsin”… Hop yine rekora koşuyorum. Çünkü güçlüyüm ve güce tapıyorum. Çünkü tek gerçeklik var şu adaletsizliği kendi yarattığım dünyamda, o da gücü olanın her şeye imkanı olması. Ne kadar güç, o kadar imkan.