Son yıllarda Batı basınında, özellikle de Fransa’nın saygın gazetelerinden Le Monde’da sıkça karşılaştığımız bir ifade var:
“Türkiye gençliğini kaybediyor.”
Türkiye gençliğini gerçekten “kaybediyor” mu, yoksa kurumsal olarak öğütüyor mu?
Türkiye’nin sorunu okulsuzluk değildir. Aksine, aşırı okulluluktur.
Her yaşta, her aşamada, her geçişte sınavlarla kuşatılmış bir gençlikten söz ediyoruz. Öğrenme; merakla, sorguyla, deneyimle değil; test kitapçıklarıyla tanımlanıyor.
Okul, bilgi üreten bir alan olmaktan çıkmış; bireyi bekleten, oyalayan ve sınıflandıran bir aygıta dönüşmüştür. Öğrenci, özne değil; ölçülen ve sıralanan bir nesnedir.
Le Monde, gençlerin Türkiye’den kopuşunu anlatırken çoğunlukla siyasal baskı, işsizlik ve özgürlük sorunlarına odaklanıyor. Bunlar elbette gerçek. Ancak eksik.
Asıl kopuş, gençlerin:
Kendi arzusundan,
Kendi merakından,
Kendi yön duygusundan kopuşudur.
Türkiye eğitim sistemi gence şunu öğretir:
Ne istediğini değil,
Ne istenildiğini.
Gençlik böyle kaybolur.