Görünen o ki bazı “devlet adamları” gizli gizli iş yapmayı, halka açık etmeden mevzuat hazırlayıp hayata geçirivermeyi devlet umurunun gereği biliyor. Doğrudur. Bazı devletlerin umuru böyle işler ama öyle devletlere demokratik denmiyor. Emirlik, krallık, halk demokrasisi, gerçek demokrasi… Her sıfatı takınabilirler, sade suya demokrasi hariç.
Doğrudan veya dolaylı, metot ikinci plandadır; aslolan halkın, yani “demokrasi” kelimesindeki “demos”un ülkeyi yönetmesidir. (“Kratus” iktidar veya yönetim demek.) Bu anlayışla “aman halk uyanmadan şu işi bitirelim”, “açık etme, tepki doğar, çaktırmadan halledelim, geçiversin” düşünceleri demokrasi değildir. Devlet umuru hiç değildir. Otoriter hastalıktır.
Demokrasi böyle… Buna karşılık halkın ancak seçimden seçime yönetime katıldığı ülkelerde ne hikmetse bir süre sonra iktidar partisi oyların yüzde seksenini, yüzde doksanını, sonra da 99’unu almaya başlıyor.
Bu hâl, Stalin’in sözünü hatırlatıyor: Mealen, “Sandığa hangi oyların girdiği değil, sandıktaki oyları kimin saydığı önemlidir.” Sonra da iktidara bu derece âşık olmuş halkta birden tabii bir arzu doğuyor. Başlarındaki yöneticinin kaydı hayat şartıyla onları yönetmeye devam etmesini istemeye başlıyorlar. O öldüğünde de oğlunun… Ülke ülke saymayayım; dış ilişkilerimiz zarar görmesin. Hem coğrafya hem hislerimizle çok yakın olduğumuz bazı dostlarımızda bu çarpık hâl yaşanıyor.
Demokrasi tenhada gizli gizli yapılacak bir iş değil.