SERTAÇ AKTAN
@sertac_aktan
İngiltere’de muhafazakar partinin tek başına iktidara gelmiş olması Türkiye’nin Avrupa Birliği süreci açısından da büyük önem teşkil ediyor.
Tek başına iktidar olması halinde 2017’de AB üyeliğini referanduma götürme sözü veren David Cameron, önümüzdeki iki yıl içerisinde bir anlamda aslında Türkiye’nin de işini kolaylaştırabilecek farklı bir tam üyelik formülünün geliştirilmesi için çalışıyor olacak.
Nitekim Avrupa Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker de dün bu konuyla ilgili bir açıklama yaparak “Sayın Cameron ile birlikte çalışıp İngiltere ve AB için en hakkaniyetli uzlaşma ve anlaşma formülünü bulacağımızdan eminim” ifadelerini kullandı.
İngiltere, imtiyazlı ortaklıktan daha ileri ama tam üyelikten de biraz geri ve Brüksel’den daha bağımsız bu tarz bir modelin oluşabilmesi adına yıllardır Türkiye’ye bir şekilde üye olabilmesi için destek veriyordu. Yani aslında İngiltere formülün Türkiye sayesinde ortaya çıkmasını bekliyordu ancak tersi oluyor ve belki de İngiltere bu formülü Türkiye için sağlayan ülke olacak.
Türkiye’ye özel olmadan, AB hali hazırda kendi içindeki tam üyelere yeni formüller geliştirirse artık Türkiye’ye çifte standart uygulandığı görüntüsü de otomatik olarak kalkabilir. Böyle bir durumda “Ya tam üyelik ya hiç” şeklinde inat etmeye devam eden Türkiye olmuş olur ki bu AB içerisinde Türkiye karşıtlarının da son derece işine gelir. İngiltere için oluşacak yeni formüller ışığında Türkiye gerekli girişimleri yapmazsa, AB’nin tarihi sorumluluk ve sözlerinden yara bere almadan kaçmasına imkan tanımış olur.
İngiltere zaten Schengen’de olmayan, Euro kullanmayan, çalışma ve sosyal haklar anlaşmasını uygulamayan, dış politikada daha geniş ve bağımsız manevra alanını koruyan ve başta bütçe olmak üzere birçok alanda Brüksel politikalarına şerh koyan bir ülke. Ancak bir noktayı belirtmek gerek ki AB ne kadar İngiltere’nin üyelikten çıkmasını istemediği için bunlara katlanıyorduysa, aslında İngiltere de AB’nin tamamen dışında kalmamak için pek çok şeye katlandı ve gelecekte de katlanmaya hazır. Zira Cameron kısa bir süre önce de Juncker’in Komisyon başkanı olması halinde yine AB’den çekilme restinde bulunmuş, ancak Juncker koltuğa oturduktan sonra onu tebrik etmekten başka bir şey yapamamıştı.
İngiliz politikalarında ciddi söz sahibi haline gelen İskoçlar da referandumda bağımıszılığa ‘Hayır’ dedikten sonra artık İngiltere’nin AB’den ayrılması taraftarı değil. İngiltere’nin temel derdi AB’nin fazlaca Almanya-Fransa eksenli bir birlik olması. Referandum sayesinde istediklerinin çoğunu elde eden İskoçları gören Cameron aynı taktiği Brüksel’e uygulamak niyetinde, hepsi bu. Bir kez bu isteklerini alan Cameron ya referanduma gitmeyecek ya da halkını referandumda üye kalmak yönünde ikna edecek.
Bu stratejinin Türkiye için olası ‘olumlu’ sonucundan yukarıda bahsettim. Ancak bir de olası ‘olumsuz’ bir sonucu var ki o da Türkiye’nin İngiltere için oluşabilecek farklı üyelik formülünü beklemeden ve görmeden AB’ye rest çekerek, üyelik hedefinden vazgeçerek ve riskli referandumlara giderek iç politikada başarı elde edeceği fikrine kapılması, hatta böyle bir stratejiye seçimler öncesi aniden sarılması…
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan şu sıralar seçim öncesi mitinglerine Avrupa’da devam edecek ve ilk duraklarından biri de yarın Belçika’nın Hasselt şehri olacak. Erdoğan Brüksel’e de uğrar mı hala net bir bilgi yok ancak Avrupa’ya gelmişken ve İngiltere’deki muhafazakarların aldığı oyu görmüşken nasıl bir söylem geliştirir bunu hep birlikte göreceğiz. AB ve üyelik konusunda artık olumlu ifadeler kullanmayacağını zaten biliyoruz ama Erdoğan seçimler öncesi işi reste kadar götürür mü dersiniz? Benim aldığım duyumlar bunu yapabileceği yönünde.
Uzun lafı kısası: İngiltere’nin durumu işimize yarayabilir, tabii gerçekten hala niyetliysek…