Tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı diploma davası 25 Aralık’a ertelendi.
İmamoğlu duruşmada “Benimle beraber 28 kişinin diplomasını iptal edin ama dava sadece Ekrem’e açılır” dedi.

İmamoğlu, iptal edilen diploması nedeniyle ‘resmi belgede sahtecilik’ iddiasıyla yargılanıyor.
Gazeteci Fatoş Erdoğan’ın X’ten aktardığına göre İmamoğlu, bugünkü duruşmada kendisini şöyle savundu:
‘Beşinci defa yeneceğim davası’
* İBB davası deniliyor. Dört kere yendim ben. O davaya ‘beşinci defa yeneceğim davası’ diyorum. Ekrem İmamoğlu hakkında senaryolarıyla kurulan açılan davalar, şahsi davalarım hiç değildir. Bu davalar millet iradesine, demokratik cumhuriyete, hukukun üstünlüğüne karşı açılmış bir savaşın yargıdaki tezahürüdür. Devletin vatandaşına Sandığı, seçimi koruyup koruyamama meselesidir
‘Rakibinden çok korkuyor’
* Bir insan gerçekten hakkında bu kadar dosya bu kadar dava… Niye benimle ilgili böyle bir mesai yapılıyor? Tek bir cevabı var. Rakibinden çok korkuyor. Hakikaten saymakta zorlanıyorum.
‘Emeğimi bir çırpıda yok etme davası’
* 18 yaşındaki Ekrem’i burada yargılıyorsunuz sayın hakim. Daha da önemlisi devletin kendi verdiği belgeyi 36 yıl sonra yok sayabilecek kadar hukuku eğip bükebileceğine ilişkin çok tehlikeli bir anlayış gözler önüne seriliyor. Bu dava dört yıl boyunca ders çalışarak kazandığım diplomamın yok sayılıp iptal edilmesi hem de hayatın en anlamlı dönemlerinde yani. O yılların emeğini, çabasını bir çırpıda yok etme davası.
‘Adam şokta, ne deseler kabul edecek’
* İktidar ve koltuk rızkıyla bu korkak zihniyetin devletin bütün gücünü kullandılar. Savcılığın talimatıyla, operasyondan bir gün önce gitmişler, bulmuşlar benim Kıbrıs’taki üniversitemin genel sekreterini evine jandarma yollamışlar. 70 küsür yaşlarında bir beyefendiyi almışlar. Niye? Bana bir gün son operasyon işlerini tamamlamaları lazım. Adam şoka girmiştir yani ne deseler kabul edecek. “Ekrem’e beş milyon avro verdim” deseler, imza atacak altına. Attı ya bir tane. Yazık, utanç verici.
‘Zavallı talimatlar’
* Benim, birçok arkadaşımın, yüzlerce insanın aylardır muhatap olduğu bu absürt davalar. Benim 28 arkadaşımın diploması iptal edildi. Ama bu ceza davası sadece bana açıldı. Bunların hepsine açılmadı. Niye? Ya hukuk tarihinde var mı bu? Benimle beraber 28 kişinin geriye dönük diplomasını iptal edin ama dava sadece Ekrem’e açılır. Soruşturma ve operasyon sadece Ekrem’e yapılır. Hepsi tek merkezden verilen zavallı talimatlar.
‘Bana yapılan herkese yapılabilir’
* Bir adamın verdiği talimatla iptal edilen diploma hakkında beni sorgularken, ben de şunu sorguluyorum: Sizin diplomanızı kim koruyacak? Yarın verdiğiniz kararları kim koruyacak? Verdiğiniz bu kararlar ne kadar geçerli ve kalıcı olacak zannediyorsunuz?
* Burada konuşulan mesele sadece bir diploma değil; bir devletin verdiği belgenin, tanıdığı unvanın ve teslim ettiği hakkın güvencesi meselesidir.
* 35 yıl önce usulüne uygun olarak alenen ilan edilmiş, üç öğretim üyesinin imzasından ve incelemesinden geçmiş bir işlem, bugün ‘yokluk’ gerekçesiyle bir çırpıda ortadan kaldırılabiliyorsa, o zaman bu ülkede hiçbir hak, hiçbir unvan ve hiçbir karar nihai değildir.
* Sizin sahip olduğunuz makam yetkisi de bir gün birinin canı istediğinde elinizden geri alınamaz mı? Vallahi de alınır, billahi de alınır!
Bu soruyu sormak benim en doğal hakkım. Çünkü bugün bana uygulanan bu mantık, yarın herkese uygulanabilir. Nitekim uyguluyorlar da…
‘Kazanılmış hak’
* İşte 19 Mart darbesi de, Cumhuriyet Halk Partisi’ne 21 Mayıs’ta yapılan darbe ve mutfaktaki hazırlıklar da bu bütüncül operasyonların birer parçasıdır. Bu anlayışla artık her şey mümkün. Oysa ‘kazanılmış hak’ diye bir kavram vardır. Bu, ya herkes için vardır ya da hiç kimse için yoktur!
‘İstanbul Üniversitesi avukatları açıkça ifade etti’
* Diploma iptaline yaptığımız itirazı değerlendiren mahkemenin de bütün üyeleri değiştirildi. Karşımıza tamamen yeni bir heyet getirildi. Güya bizi pürdikkat dinlediler. O heyetin huzurunda İstanbul Üniversitesi’nin iki avukatı aynen şunu söyledi: “Sayın davacının yaptığı usulsüz bir eylemden bahsetmiyoruz”. Yani geçmişte hiçbir yanlış veya usulsüz eylemim bulunmadığını açıkça ifade ettiler. Savunmanın en doğru cümlesi buydu.
* Şimdi soruyorum: Madem ortada bir usulsüzlük, kasıt, hile veya yanlış bir eylem yok; o zaman neyi iptal ediyorsunuz? Eylem yok ama diploma da yok!
* Üstüne bir de bana ‘resmi belgede sahtecilik’ suçlaması yöneltiliyor. İşte bu absürtlük yüzünden buradayız. Gerçekten insanın aklıyla alay edercesine bir süreç yürütülüyor.
‘Durum bu kadar netken neyi yargılıyoruz’
* Hafızamızı tazeleyelim: 24 Mart 2020’de İstanbul Üniversitesi ve CİMER’e başvuru yapılıyor. İstanbul Üniversitesi o dönem ne cevap veriyor biliyor musunuz; “Ekrem İmamoğlu kabul koşullarını yerine getirmiştir, hiçbir sorun yoktur. Kayıt işlemi usulüne uygundur, hukuka aykırı herhangi bir durum yoktur”.
* Bu kadar açık ve net bir beyan varken Ekrem İmamoğlu neden hâlâ sanık sandalyesinde? Çünkü o tarihte henüz kirli eller oraya değmemişti; talimatı alan savcılık “İvedilikle iptal edin” diye yazı yazmamıştı ve kurum kendi özgür iradesiyle hukuki cevabı vermişti.
* İstanbul Üniversitesi bu kumpasın sadece bir uygulayıcısı mı olacak, yoksa bu sürecin hesabını verecek mi? Elbette verecek. Bakın mevcut rektörün görevde olduğu 7 Ekim 2024 tarihli bir yatay geçiş bilgi notu var. Bu resmi notta, 1982 tarihli yatay geçiş yönetmeliğinde yurt dışındaki üniversitelerin YÖK tarafından tanınması gibi bir şartın bulunmadığı, 1996’ya kadar da böyle bir kuralın olmadığı açıkça belirtiliyor. Yani, “Ekrem İmamoğlu’nun böyle bir şartı sağlama zorunluluğu yoktu; biz usulünce kabul ettik ve kaydını aldık, bir sorun görülmemiştir” deniyor.
* YÖK’ün sonradan aldığı tanıma kararlarının geçmişe dönük uygulanamayacağı açıkça anlatılıyor. Özetle bizzat şimdiki rektörün imzasını taşıyan resmi bilgi notu, “Ekrem İmamoğlu’nun diploması hukuka uygundur” diyor.
* Bitti mi, hayır! Operasyondan iki ay önce, 17 Şubat 2025 tarihli YÖK Denetleme Kurulu raporunda da aynen şu yazıyor: “Herhangi bir usulsüzlük delili yoktur. Ekrem İmamoğlu ilgili üniversitede eğitim görmüş, bütün dersleri başarıyla tamamlamış, not ortalaması şartını sağlamış ve yürürlükteki yönetmeliğin aradığı tüm koşulları yerine getirmiştir”. Durum bu kadar net.
‘Kirli odaklar devreye giriyor’
* Peki burada neyi yargılıyoruz? Ne yazık ki korkuyla, makam, mevki ve menfaat hırsıyla talimat alan kirli odaklar devreye giriyor ve biz bu absürt süreçleri yaşıyoruz.
* Bu ülkenin resmi kayıtları, üniversite arşivleri, devlet kurumları var. Hepsini yok sayıp dönüp bir de bana “Bunu açıkla” diyorlar. Tabii ki açıklamayacağım! Açıklama yapması gereken kişi; kendi resmi kayıtlarını inkar eden ve yok sayan bu zavallı zihniyettir.
Ne olmuştu?
İmamoğlu’nun lisans diploması İBB odaklı soruşturma kapsamında gözaltına alınmadan bir gün önce, yani 18 Mart 2025’te, İstanbul Üniversitesi tarafından ‘yokluk’ ve ‘açık hata’ gerekçeleriyle iptal edilmişti.
Diplomaya ilişkin İstanbul başsavcılığınca yürütülen soruşturmada 4 Temmuz 2025’te iddianame hazırlanmış, İmamoğlu’nun sekiz yıl dokuz aya kadar hapsi istenmişti.
İmamoğlu diplomayla ilgili yargılandığı İstanbul 59’uncu Asliye Ceza Mahkemesi, 8 Aralık, 2025’te duruşmada davayı 16 Şubat 2026’ya ertelemişti.
Mahkeme erteleme kararını ‘idare mahkemesini beklemek için’ vermişti.
İmamoğlu, 6 Mayıs 2025’te diploma kararının iptali için idare mahkemesine başvurmuştu. Bu başvuru, 23 Ocak 2026’da reddedildi.