Okullarımızda yaşanan vahşet olaylarının ardından topluca bir sorumlu bulmaya çalışıyoruz. Ortak sorumuz:
“Bu çocuklar bunları nereden öğreniyor?”
“Kim bu vahşetlerin sorumlusu?”
Cevabını da düşünmeden, bir çırpıda veriyoruz. Dizilerden, sosyal medyadan, dijital dünyadan. Bu cevap rahatlatıyor, bir yandan çoğunluğu. Çünkü sorumluluğu üzerimizden atıyor ama yeterince doğru mu?
Merhametli, iyi kalpli, hoşgörülü çocuklar yetiştirmek, üçlü bir yapının doğru inşasıyla olabilir ancak. Aile, eğitim, medya.
Bu üçünden birini suçlayarak hiçbir şeyi çözemeyiz.
Dizileri kaldırmak yetmez.
Sosyal medyayı yasaklamak yetmez.
Okullarda değerler eğitimi vermek de tek başına yetmez.
Sorumluluk tek bir aktörün değil, toplumsal bir zincirindir.
Eğitim sistemi çocuğa doğruyu anlatabilir.
Medya doğruyu gösterebilir.
Ama aile doğruyu yaşatmıyorsa, o bilgi havada kalır.
Eğer biz gerçekten şu fikre ikna olursak ve bunları her yerde inanarak yaşatmaya karar verirsek:
Hayatta kalmak için kötü olmak zorunda değiliz.
Güçlü olmak için acımasız olmak zorunda değiliz.
Başarılı olmak için başkasını ezmek zorunda değiliz.
İşte o zaman değişim başlar.