İktidar daha ne kadar ileriye gidecek? Muhtemel hedef ne?
İ

M. MURAT KUBİLAY

mmkubilay@gmail.com

Bugünü anlamak ve üç ay sonrasına dair bir şeyler söyleyebilmek için üç ay önceye dönmekte fayda var.

O zamanlar Merkez Bankası olağan bir politika çizgisi yürütüyordu. Yani faizleri olması gereken düzeyde tutarak dövize yeni kaçışları engellemeye çalışıyor, diğer taraftan kredi hacmini kontrolünde tutarak TL’nin bollaşmasını önlemeye çalışıyordu. Naci Ağbal dönemindeki gibi dış piyasalarla uzlaşı sağlanmış olmasa da hiç değilse bir ateşkese varılmıştı. Dolar kurunun 8 TL’nin üzerinde olması ve yaz aylarında turizmin biraz normalleşmesiyle cari fazla verilir hale gelinmişti. Haliyle reeskont ihracat kredileri yoluyla, Berat Albayrak yönetiminin 128 milyar dolarlık rezervleri heba edişi telafi edilmeye çalışılıyordu.

Sonrasını biliyorsunuz… Hızlı bir faiz indirimi ve döviz kurunda spekülatif ataklar. Bu esnada Para Politikası Kurulu (PPK) üyelerinin görevden alınması, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Merkez Bankası başkanını ziyareti, hazine ve maliye bakanının görevden ayrılması üzerine yeni bakan atanması ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın basın önündeki faiz indirimi talimatları.

Bu ekonomik gündemde gerçekleşen siyasi olaylar da var: AKP ve ortağı MHP’nin sürekli oy kaybına uğrayarak toplamda yüzde 35-45 arasında sıkışması; gün geçtikçe daha da bozulan ekonomiyle oy kayıplarını toparlamanın güçleşmesi; bu şikâyetlerin en çok dile getirildiği sosyal medyanın açık bir tehdit olarak ilan edilmesi; bu mecrada halk arasında söyleşi yapanların gözaltına alınması ve protesto gösterileri yapanların saldırıya uğraması.

Siyasi gidişata geri dönmek üzere ekonomiye gelelim. Bir anda başlatılan ve kur atağına yol açan faiz indirimlerinin tam nedenini bilemiyoruz. Bunun çıkış noktası İslam dininin ribaya bakış açısı da olabilir, Erdoğan’ın faiz takıntısı ve buna dair kendine özel teorisi de. Kısa vadeli faizlerle uzun vadeli faizlerin yönetilebileceğine inanmak da bir neden olabilir; tabii bunun yüksek enflasyon ve düşük itibar ortamında işe yaramayacağını bilmek zor olmasa gerek. Belki de ilk akla geldiği gibi, değersizleşen TL ile dış rekabet gücünü artırmak ve cari fazla sağlamaktı asıl amaç…

Hangisi veya hangilerinin doğru olduğunu, Saray kaynaklı bilgi akışımınız olmadığı için söylemek zor. Ötesi, bu politikayla hedeflenen faiz oranı, döviz kuru ve kredi hacmini de kestiremiyoruz. Bu konuda bize bilgi sağlaması gereken orta vadeli plan, yasal bağlayıcılığına rağmen, bir kılavuz olmaktan çoktan çıktı. Üstelik resmi hedeflerdeki yüksek sapmaya rağmen, bozulmayı telafi edecek bir adım hala yok.

Tek kesin olan, tam bir bilinç ve planla yola çıkılmadığı ve tutarlı olunamadığı. Bu nedenle uygulanan politikaların toplumdaki tanıtımına önem veriyorlar ve toplumda destek bulamamaktan ötürü rahatsızlar.

Siyasete geri dönelim ve yazının buraya kadarki kısımlarını birleştirelim.

Üç ay önceki ekonomi politikalarıyla oy kaybı yaşadıklarını fark ettiler ve yeni bir şey denemeye karar verdiler. Fakat yüksek enflasyon ve döviz borçluluğu, kaybolan yatırımcı güveni ve kalkınmanın önündeki zayıf eğitim ve yetersiz ar-ge gibi engeller nedeniyle işi çok daha kötü bir noktaya getirdiler. Bu durumu örtmek için toplumdaki baskıyı artırmaya ve yeni düşmanlar yaratmaya başladılar.

Peki daha ne kadar ileriye gidecekler?

Bunu da tahmin etmek güç. Eldeki tek işaret dolar kuru 14 TL’ye ulaşınca üç defa ve 15 TL’ye yaklaşınca bir defa doğrudan döviz müdahalesi yapmaları. Bu satışların sürekliliği ve etkinliği ve kur üzerindeki baskıyı azaltmak için hedeflenen faiz politikasından ne derece feragat edecekleri belirsiz. İşte bu nedenle nisan ayına kadar, yani bu modelin yaratacağı olumsuz sonuçlar haricinde bir ihtimal olumlu kazanımların edilebileceği ilk zamana kadar, toplumda baskıyı artırmak zorundalar.

Muhtemel hedef ne? Tepkinin en çok konduğu sosyal medya ve gerçekleri ifade eden ekonomistler.