

Makale serimizde sık sık su krizinin çoğu zaman baraj doluluk oranları, kuraklık haritaları ya da bireysel tasarruf önerileri üzerinden konuşulduğunu oysa suyun geleceğinin biraz da daha görünmez yerlerde belirlendiğinden bahsediyoruz. Örneğin; bir fabrikanın gece tüketiminde, bir seranın drenaj hattında, bir binanın lavabosundan çıkan gri suda, bir şirketin dağınık veri tablolarında…
Koç Holding’in su yönetimine yaklaşımı da tam olarak bu bütüncül bakış üzerine kurulu. Su; yalnızca operasyonlarda etkin yönetilmesi gereken doğal bir kaynak olarak değil, faaliyet gösterilen havzalarda, değer zinciri boyunca ve paydaş ekosistemiyle birlikte ele alınıyor. Koç Topluluğu’nun Su Liderliği yaklaşımı; operasyonlarda su verimliliğini iyileştirmeyi, faaliyet gösterilen havzalarda suyun sürdürülebilir yönetimine katkı sağlamayı ve su alanında yenilikçi çözümler geliştiren ekosistemi güçlendirmeyi hedefliyor.
Bu yaklaşımın somut örneklerinden biri de Koç Holding ve Koç Üniversitesi Girişimcilik Merkezi KWORKS iş birliğiyle hayata geçirilen ve Koç Üniversitesi Girişimcilik Araştırma Merkezi KWORKS tarafından yürütülen Koç İklim Teknolojileri Hızlandırma Programı. İlk yılında su teknolojilerine odaklanan program, yalnızca yenilikçi girişimleri desteklemeyi değil; geliştirilmiş ve pazarda karşılık bulmaya başlamış teknolojileri Koç Topluluğu şirketlerinin gerçek ihtiyaçlarıyla buluşturarak sahada test edilmelerini ve ölçeklenmelerini sağlamayı amaçlıyor. Program kapsamında seçilen Blueit, Cleture, Generative Nature ve Gristek gibi girişimler suyun ölçülebilir sistemlerle çok daha etkin kullanımına odaklanıyor ve meseleyi herkes için somutlaştırıyor.
Bu dört girişimin suyun geleceğine nasıl bir değer sağladıklarına dair vizyonlarını anlattıkları Demo Day buluşmasında kendilerine ve Koç Holding / KWORKS’e, çözümlerin etkisini sorduk ve suyun dönüşümünün farklı yüzleriyle tanıştık.
Suyu görünür kılmak: Blueit
Blueit, sanayi tesisleri ve ticari binalarda su ve atık su proseslerini gerçek zamanlı veriler ve yapay zekâ destekli analizlerle izleyen dijital bir su yönetim platformu. Şu anda 40’tan fazla tesiste uygulaması bulunan girişimin odağında suyun nerede, nasıl ve ne kadar kullanıldığını görünür kılmak var.
Blueit’ye göre sahada en sık karşılaşılan problem, suyun nerede ve ne kadar kullanıldığının yeterince görünür olmaması. Bu nedenle asıl kayıp çoğu zaman izleme ve ölçüm eksikliğinden kaynaklanıyor.

Tesislerde toplam su tüketimi bilinse bile suyun hangi hatta, makinede veya proseste ne kadar kullanıldığı çoğu zaman net olarak takip edilemiyor. Bu durum; gece tüketimleri, sürekli akan hatlar, vana ve ekipman kaçakları, gereğinden uzun yıkama süreleri, soğutma sistemlerindeki verimsizlikler ve proses dışı tüketimlerin fark edilmesini zorlaştırıyor.
Atık su tarafında ise debi ve kalite verilerinin birlikte izlenmemesi önemli bir sorun. Ne kadar suyun ürüne girdiği, ne kadarının buharlaştığı, ne kadarının atık suya dönüştüğü veya yeniden kullanılabileceği bilinmediğinde sağlıklı bir su dengesi kurulamıyor.
Bir tesis Blueit’yi kullanmaya başladıktan sonra ilk üç ayda öncelikle tüketimde doğrudan bir düşüşten önce, görünürlük ve kontrol seviyesinde ciddi bir iyileşme bekleniyor. Çünkü ölçülemeyen bir tüketimi yönetmek mümkün değil.
Blueit’in ifadesiyle ilk üç ayın sonunda tesis yönetiminin “Ne kadar su kullanıyoruz?” sorusundan, “Suyu nerede, neden ve ne kadar verimli kullanıyoruz?” sorusuna geçmesi hedefleniyor. Kalıcı tasarruf da bu görünürlüğün ardından alınan operasyonel ve teknik aksiyonlarla oluşuyor.
Gerçek zamanlı veri, su yönetimini ay sonunda faturaya bakılarak yapılan geriye dönük bir kontrolden çıkarıp günlük operasyonun bir parçası haline getiriyor. Tesis yöneticisi artık tüketimdeki bir artışı haftalar sonra değil, oluştuğu anda görebiliyor. Normal tüketim profilinden sapmalar, üretim olmadığı halde devam eden akışlar, beklenmeyen gece tüketimleri, sürekli çalışan ekipmanlar veya prosesler arasındaki dengesizlikler görünür hale geliyor.
Örneğin toplam tüketim normal görünürken tek bir üretim hattında tüketim artmış olabilir. Benzer şekilde üretim miktarı değişmediği halde birim ürün başına su tüketimi yükselmiş olabilir. Bu tür sapmalar yalnızca toplam sayaç veya aylık faturalar üzerinden fark edilemiyor.
Gerçek zamanlı veri sayesinde tesis yöneticisi bakım ekibini doğru noktaya yönlendirebiliyor, gereksiz tüketimi hızlıca durdurabiliyor, üretim planını su performansıyla birlikte değerlendirebiliyor ve alınan aksiyonun sonucunu anlık olarak ölçebiliyor. Blueit, suyu raporlanan bir sürdürülebilirlik göstergesinden ziyade günlük olarak yönetilmesi gereken operasyonel ve finansal bir kaynak haline getirmeyi hedefliyor.
Su verisini yönetmek: Cleture
Cleture, şirketlerin üretim ve operasyon verilerini ERP ve IoT sistemlerinden toplayarak ISO, TSRS ve GRI gibi standartlara uyumlu raporlamasını otomatikleştiren yapay zekâ destekli bir ESG veri platformu. Platform, mavi, yeşil ve gri su ayak izi hesaplamalarını tek altyapıda birleştirerek şirketlerin sürdürülebilirlik verilerini tek bir merkezden ölçmesini ve yönetmesini sağlıyor.
Cleture’e göre sürdürülebilirlik raporlamasında şirketlerin en büyük sorunu verinin yokluğundan çok doğru ve anlamlı şekilde yönetilememesi. Özellikle CSRD, ESRS, CBAM ve yakında Dijital Ürün Pasaportu gibi düzenlemeler, şirketlerin yalnızca veri üretmesini değil; verinin kaynağını, hesaplama yöntemini ve doğrulanabilirliğini de göstermesini bekliyor.

Su ayak izi hesaplamasında ise şirketler en çok su tüketimini ölçmekte değil, suyun bağlamını doğru tanımlamakta zorlanıyor. Birçok tesiste toplam su tüketimi bilinse de, suyun hangi kaynaktan çekildiği, hangi süreçlerde kullanıldığı, ne kadarının geri kazanıldığı, hangi kaliteyle deşarj edildiği ve faaliyetlerin su stresi yüksek bölgelerde gerçekleşip gerçekleşmediği gibi kritik bilgiler eksik veya dağınık durumda bulunuyor.
Özellikle tedarik zincirindeki dolaylı su etkilerinin hesaplanması da önemli bir zorluk oluşturuyor. Bir ürünün su ayak izinin büyük bölümü çoğu zaman şirketin kendi operasyonlarından değil, hammadde üretimi ve tedarikçilerden kaynaklanabiliyor. Bu nedenle su ayak izi çalışmalarının başarısı yalnızca sayaç verilerine değil; doğru veri sınıflandırmasına, süreç bazlı izlenebilirliğe güvenilir tedarik zinciri verilerine ve suyun faaliyet gösterilen havzadaki bağlamının anlaşılmasına dayanıyor.
Son iki-üç yılda en belirgin değişim ise su verisinin sürdürülebilirlik ekiplerinin uzmanlık alanı olmaktan çıkıp şirket genelinde stratejik bir konu haline gelmesi.
Cleture’e göre önümüzdeki dönemde başarılı olacak şirketler, sürdürülebilirlik verisini kurumsal veri yönetiminin doğal bir parçası haline getiren yaklaşımları benimseyenler ve su verisini kullandığı kurumsal bir karar destek verisi olarak yönetenler olacak.
Bitkinin ihtiyacına göre su kullanmak: Generative Nature
Generative Nature, topraksız tarım seraları için gerçek zamanlı 17 farklı sensörden ve otonom robotlardan elde edilen görüntü verilerini yapay zekâ ajanlarıyla analiz ederek bitkinin anlık ihtiyacına göre gübreleme reçeteleri oluşturan yeni nesil bir tarım otomasyon teknolojisi geliştiriyor. Girişim, sera üretiminde verimliliği artırmayı, su ve gübre kullanımını azaltmayı ve sürdürülebilir tarım için veri odaklı yeni bir üretim standardı oluşturmayı hedefliyor.
Generative Nature’a göre geleneksel sera otomasyonlarında sulama çoğunlukla önceden belirlenmiş programlarla yönetiliyor. Ancak bitkinin su ihtiyacı gün boyunca bile sabit değil; sıcaklık, nem, ışık, gelişim evresi ve kök bölgesindeki koşullara göre sürekli değişiyor.
Generative Nature’da bu nedenle her sulama ayrı bir karar anı olarak ele alınıyor. Sistem; sıcaklık, nem, ışık, EC, pH, çözünmüş oksijen, nitrat, debi ve drenaj gibi 17’den fazla parametreyi takip ediyor. Yapay zekâ bu verileri bitkinin gelişim evresi ve geçmiş sulamaların sonuçlarıyla birlikte değerlendirerek bir sonraki sulamanın zamanını, su miktarını ve besin içeriğini belirliyor. Hedef, bitkiye daha az su vermek değil; ihtiyaç duyduğu suyu, ihtiyaç duyduğu anda ve doğru miktarda vermek.

Topraksız tarımda su verimliliğini artırmanın önündeki en büyük engellerden biri, mevcut üretim modellerinin hâlâ büyük ölçüde insan gözlemine ve uzman deneyimine dayanması. Generative Nature, bu süreci sürekli veriyle beslenen, öğrenen algoritmalarla yönetiyor. Böylece insan hatasını minimize ederken bitkinin değişen fiziksel koşullarına göre ihtiyaç duyduğu suyu ve minerali tam zamanında ve gerektiği kadar verebilmeyi hedefliyor. Bu yaklaşım bir yandan su, gübre ve diğer girdi maliyetlerini düşürürken, diğer yandan bitki stresini azaltarak hasat kalitesini ve verimini artırmayı amaçlıyor.
Gri suya ikinci hayat vermek: Gristek
Gristek, kamu ve özel sektörün merkezi arıtma altyapılarına olan bağımlılığını azaltmayı hedefleyen bir teknoloji girişimi. Bir saat içinde kurulabilen tak-çalıştır yapılı gri su arıtma donanımları, şebeke suyu maliyetlerini yüzde 40’a varan oranlarda düşürürken gerçek zamanlı
dijital su ayak izi takibi ve IoT tabanlı akıllı altyapı sunuyor.
Gristek’e göre gri su geri kazanım sistemlerinde karşılaşılan en büyük çekince teknik değil; güven algısı ve bakım yönetimine ilişkin endişeler. Kullanıcılar ve kurum yöneticileri, gri suyu çoğu zaman siyah su yani tuvalet atığı ile karıştırabildiği veya hijyen, koku, renk değişimi ve biyolojik riskler konusunda soru işaretleri taşıyabildiği için bu durum teknolojik yeterlilikten ziyade psikolojik ve operasyonel bir bariyer oluşturuyor. İkinci önemli çekince ise sistemlerin karmaşık bakım gerektireceği düşüncesi.

Gristek, tam da bu iki temel soruna odaklanarak geliştirildi. UV-C dezenfeksiyon teknolojisi, çok katmanlı arıtma yapısı, akıllı sensör altyapısı ve IoT tabanlı uzaktan izleme özellikleri sayesinde su kalitesi anlık olarak kontrol altında tutulurken, sistem bakım ihtiyacını minimuma indiriyor. Tam otomatik çalışma yapısı sayesinde insan müdahalesi en aza indiriliyor; işletmelere güvenilir, sürdürülebilir ve kolay yönetilebilir bir çözüm sunuluyor. Girişime göre günümüzde su verimliliği ve sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda olgunlaşan mevzuat da gri su sistemlerini destekleyen önemli bir unsur haline gelmiş durumda.
Gristek en hızlı ve en yüksek etkiyi, yüksek su tüketimine sahip fabrikalarda, endüstriyel üretim tesislerinde ve ticari işletmelerde gördüklerini belirtiyor. Bu tesislerde personel duşları, lavabolar ve yemekhanelerden aralıksız bir gri su akışı oluşurken; aynı anda rezervuarlar, peyzaj sulamaları ve proses/soğutma suyu gibi alanlarda ciddi miktarda temiz su tüketimi gerçekleşiyor. Bu sürekli
döngü, geri kazanım sisteminin ilk günden itibaren yüksek verimle çalışmasını sağlıyor. Oteller de özellikle sezonluk yoğunluklarda kesintisiz hizmet vermek zorunda olduklarından, bu hızlı kurulum kabiliyetinden operasyonel avantaj sağlayabiliyor.
Gristek’e göre yüzde 40’a varan su maliyeti tasarrufu; kullanım yoğunluğu, altyapı uygunluğu ve sistem ölçeğinin doğru bir senkronizasyonla bir araya geldiği projelerde elde ediliyor. En belirleyici unsur günlük su sirkülasyonu. Duş ve lavabolardan elde edilen gri su kaynağı ile rezervuarlar, peyzaj sulaması veya teknik kullanım alanlarındaki su ihtiyacı ne kadar dengeli ve aralıksız eşleşirse, sistem o kadar yüksek verimle çalışıyor
Mevcut altyapı durumu da finansal geri dönüşü doğrudan etkiliyor. Gri su ve siyah su hatlarının halihazırda ayrı çekildiği yapılarda ek tesisat maliyeti sıfırlandığı için sistem kendini çok daha kısa sürede amorti ediyor.
Son olarak ölçek ekonomisi devreye giriyor. Tesisin kullanıcı sayısı ve günlük su tüketim hacmi büyüdükçe; otomasyon, sensör ve kontrol sistemlerinin sabit maliyetleri daha geniş bir su hacmine bölünüyor. Su dolaşımının kesintisiz olduğu tesislerde geri kazanım oranı artarken metreküp başına düşen işletme maliyeti düşüyor
Büyük şirketlerle girişimler aynı masaya oturduğunda
Koç / KWORKS tarafında programın ilk yılında neden su teknolojilerine odaklanıldığı sorusuna verilen yanıt, konunun yalnızca çevresel değil stratejik bir başlık olarak ele alındığını gösteriyor.
Koç Holding’in yaklaşımında su, yalnızca operasyonlarda yönetilmesi gereken bir kaynak olarak değil, değer zinciri ve içinde bulunulan havzalarla birlikte bütüncül bir şekilde ele alınıyor. Bu programda girişimleri seçerken de tek bir kriterden ziyade bütüncül bir bakışla hareket edildiği belirtiliyor. Fikir aşamasındaki girişimlerden ziyade, ürününü geliştirmiş, pazara sunmuş ve satış yapmaya başlamış girişimlere odaklanılmış. Çünkü programın temel hedeflerinden biri, kendini belirli ölçüde kanıtlamış teknolojilerin Koç Topluluğu şirketlerinin gerçek ihtiyaçlarıyla buluşmasını ve uygulamaya daha hızlı geçmesini sağlamak.
Bu doğrultuda teknolojinin yenilikçi yönü, uygulanabilirliği, pazar ve büyüme potansiyeli, rekabet avantajı ve ölçeklenebilirliği seçim sürecinin önemli kriterleri arasında yer almış. Bunun yanında geliştirilen çözümün programın su yönetimi odağındaki ihtiyaçlarına ne ölçüde karşılık verdiği ve Koç Topluluğu şirketleriyle potansiyel iş birliklerine dönüşebilme kapasitesi de değerlendirilmiş.

Bir diğer önemli kriter ise girişim ekibi. Programa kabul edilen girişimlerin ekip yapısını tamamlamış ve uygulama kapasitesi yüksek ekipler olmasına dikkat edilmiş.
Büyük şirketlerle girişimler arasındaki iş birliklerinde en kritik unsur ise ortak değer yaratma anlayışı olarak tanımlanıyor. Girişimler yenilikçi teknolojileri hızla geliştirebilirken, büyük şirketler bu teknolojilerin gerçek operasyonlarda test edilmesini ve ölçeklenmesini sağlayabilecek altyapı, bilgi birikimi ve etki alanına sahip.
Programın başarısı da tek bir metrik üzerinden ölçülmeyecek. İlk aşamada Koç Topluluğu şirketleriyle geliştirilen pilot projeler, kurulan iş birlikleri ve teknolojilerin operasyonlarda uygulanabilirliğinin gösterilmesi önemli başarı göstergeleri olacak. Uzun vadede ise asıl odak, bu
pilotların ölçeklenerek yaygınlaşması ve su yönetimi alanında ölçülebilir fayda sağlaması.
Su verimliliğinin iyileşmesi, suyun döngüsel kullanımının desteklenmesi, atık su yönetiminin iyileştirilmesi, tatlı su ayak izinin azaltılmasına katkı sağlanması ve havzaların sürdürülebilirliğine yönelik çözümler geliştirilmesi programın etki değerlendirmesinde önemli yer tutacak. Bunun yanında girişimlerin yeni müşterilere ulaşması, yatırım alarak işlerini ölçeklemesi ve uluslararası pazarlara açılması da programın başarısının önemli göstergeleri arasında.
Demo Day’den geriye kalan ana fikir şu: Su teknolojilerinin değeri, iyi fikir olmalarından değil sahada karşılık bulduklarında ortaya çıkıyor. Bir tesisin su kayıplarını görünür kılmak, gri suyun dönüşümü konusunda farkındalığı artırmakmak, bir serada bitkiye ihtiyacı kadar su vermek ya da su verisini şirket içinde ortak bir dile çevirmek… Bunlar su krizine tek başına çözüm olmayabilir. Ama suyu daha iyi görmek, daha doğru kullanmak ve daha uzun süre döngünün içinde tutmak için önemli bir başlangıç.