Hele de bugün barış isteyenlerin barış talebiyle eylem yapanların, “barıştan yana” yazı yazan gazetecilerin, hatta bir dilekçeye imza atan akademisyenlerin “terörist”, terör örgütüne destek vermekle suçlanıp tutuklanıp mahkemelere sürüklendiği bir zamanda;
* 10 Ekim Katliamı’nın gerçek sorumlularının mahkemeye çıkarılmasını istemek,
* Yargı sürecini IŞİD ve onunla iş birliği ve kader birliği yapanları teşhir etmek,
* Gerek iddianamedeki gerekse ortaya çıkan kanıtlar etrafında gerçek bir yargılama için mahkemeyi salonlardan çıkararak halkın huzuruna taşımak,
* Barış talebini bu mücadele etrafında yenilemek, önümüzdeki dönemin önemli bir görevi olarak önümüze çıkmıştır.
Ülkenin içinden geçtiği sürecin özellikleri, 10 Ekim Katliamı’nı sadece bir anma günü, sadece büyük bir katliamın gerçekleştirildiği bir yıl dönümünden öte, bir demokrasi ve barış günü olarak almamızı gerektirmektedir. Bu da bize katliamın trajik yönünü olduğu kadar, hatta ondan da fazla siyasi boyutuyla, her gün süren barış ve demokrasi mücadelesinin bir dayanağı olarak değerlendirme sorumluluğunu yüklemektedir.