Hukukçular, bu hususta özet olarak şunu söylüyor: Sonuçları kesinleşmiş olan bir siyasi parti kongresi hakkında, sonradan -söz gelimi delegelere baskı yapılmış olduğunu veya oy hakkı bulunmayan kişilerin oy kullanmış olduğunu gösteren- yeni deliller ortaya çıksa bile konuyu yeniden değerlendirme yetkisine sahip yargı mercii yine ancak YSK olabilir.
Anayasa yerel mahkemelere siyasi parti kongrelerinin sonuçlarını “yok hükmünde” sayma yetkisi vermiyor. Böyle bir yetkinin verilmiş olduğu varsayılırsa yine YSK yetkisindeki diğer seçim sonuçlarını da herhangi bir mahkemenin ‘yok’ saymasının önüne geçmek mümkün olabilir mi?
Şu da var: Bu şartlar altında aradan yıllar geçtikten sonra kongreler dava konusu yapılabiliyorsa parti yönetimleri sürekli yargı tehdidi altında bırakılmış olmaz mı?
Demek ki anayasal kurallar belirli bir mantık çerçevesinde belirlenmiş olduğu için birtakım gündelik politik ihtiyaçlar uğruna bunları delmek, en azından sistemin işleyişinde kaos yaratır. Bundan da herkes zarar görür.
Ancak kimilerinin politik ajandaları ne düzen dinliyor ne hukuk ne de başka şey.
Hukukun ve yargının bu ölçüde araçsallaşması kolay kolay geri dönülemez bir yola sokacak bizi.