AKP, AYM Can Atalay (Gezi) kararını uygulatmamak için TBMM’de kan akıttı; MHP ise, Sinan Ateş cinayetini aydınlatmamak için 154 kişilik liste ile kan dökme tehdidinde bulundu. İlki, anayasal hakkın kullanımından suçlu yaratmaya yönelik; ikincisi ise, gün ışığında Başkent göbeğinde işlenen siyasal cinayeti örtmeye.
Biz demokratik Cumhuriyetçiler, iki yüzyıllık birikimi, 2004’te yeterince sahiplenemedik; 2024’te ise, yıkıma karşı kolektif kararlılık tavrı geliştirememiş olmamız, yıkım farkındalığı eksikliğinden kaynaklanıyor. Dil ve söylem bile bunun kanıtı.
“TBMM’yi notere çevirdiniz” sözleriyle TBMM’nin işlevsizleştirildiğini vurgulayan vekilleri, “notere hakaret etmeyin, noter hukuka uygun işlem yapar; oysa AKP-MHP çoğunluğu, Anayasa’ya aykırılığı açık olan yasaları oyluyor” sözleriyle uyarırdım.
Benzer şekilde, 2017 kurgusu ile bile bağdaşmayan AKP-MHP yasama ve yürütme çifte koalisyonuna sıkça yöneltilen, “ muhaliflere düşman hukuku, destekçilerine yandaş hukuku” eleştirisi de, hukuksuzluğun vahametini azaltıyor. Düşman, savaş hukuku kurallarını uygular ve teslim olan askeri öldürmez. Diğerleri arasında yalnızca Barış Akademisyenlerine yapılanlar, en zorba yönetimleri bile aratmayacak keyfilik ve vahamette.
AKP’nin OHAL KHK ek listelerine ‘insan haklarına dayanan laik ve demokratik Cumhuriyet’ savunucularının adlarını yazması ve MHP’nin Sinan Ateş cinayetinin aydınlatılmasını isteyen kişiler çizelgesini yapması arasında nitelik farkı yok. Düşman hukukuna bile yabancı ikisinde de “canavarca his” baskın. Hukuksuzluk ve keyfilik üzerine -154 kalemi aşan- çizelge anında oluşturulabilir.
Özetle; yirmi yıl önce, oldukça güçlü anayasal ve siyasal birikimin ayırdına yeterince varamadık. Son on yıla gelince, bu kez yıkımı yeterince algılayamadığımız için, yeniden inşa evresine bir türlü geçemiyoruz. Oysa hak, hukuk, haysiyet ve ahlak kavramlarını yerle yeksan edenler, hedeflerinde hızla ilerliyor.