Türkiye, tarihi boyunca birçok dönemde kader anı diyebileceğimiz kritik kavşaklardan geçti. Bugün yine benzer bir eşikteyiz: Bugün itibarıyla barış süreci ve yasal altyapı konusunda en somut, sıcak ve kritik viraja girilmiş durumda. Teknik hazırlıkları uzun süredir devam eden ‘Çerçeve Yasa’ parti görüşmeleri sonucunda TBMM gündemine sunulma aşamasına geldi. Yasa tartışmaları toplum nezdinde sürüyor. Tartışmaların merkezinde bir anahtar kelime olarak kapsayıcılık da yer alıyor.
Geçmişte yaşanan tecrübeler bize çok net bir ders verdi: Güdük kalan, metni dar tutulan ve geniş toplumsal mutabakat aranmadan çıkarılan yasalar, sorunu çözmek bir yana, bir sonraki kırılmanın zeminini hazırlar. Yalnızca dönemsel krizleri atlatmayı hedefleyen veya belirli aktörlerle sınırlı tutulan bir yasal çerçeve, sürdürülebilir bir barış inşa edemez.
Toplum artık ‘pansuman’ çözümlerden öte, köklü ve kalıcı bir iyileşme arayışındadır. Kapsayıcılık, bu anlamda bir temenni değil; zorunluluktur. Siyasetin çıkarılacak yasal çerçevenin gerçek anlamda kapsayıcı olabilmesi için güçlü bir irade ortaya koyması gerekir: Bu devamında çıkarılacak yasaların da güvencesini oluşturacak.
Yasa Meclis’e geliyor ama hâlâ içeriğinde ne var ne yok toplum bilmiyor. Kapsayıcılığın önemli bir tamamlayıcısı hiç şüphesiz şeffaflıktır.