Her gün ayrı bir hüzne dokunduğumuz zamanlar…

H. AYHAN TİNİN

Sanat da var / Tiyatro

insanatinart@gmail.com

Bu yıl tiyatrolar çiçek açmaya devam ediyor.

Oyun metinleri de sahne yönetimleri de bütün ekonomik zorluklara rağmen daha çağdaş, kapsamlı bir sahnelemeyle seyircinin karşısına çıkıyor.

‘Nazım’la Halide’nin Bir Tuhaf buluşması’, ‘Nazım’ın Kedisi’ derken; şimdi de ‘Sen Ne Güzeldin Aşkımızın Şehri’ oyunu İstanbul salonlarında yerini aldı.

Fotoğraflar: TiyatroDEA

Yine güçlü bir metin… Sema Elçim. Bu satırların dikkatli, tiyatro sever okurları ‘Feramuz Pis’den anımsayacaklar.

Tiyatro oyunculuğu tekniğini hakkını vererek kullanan; nefesi, hareketi, diksiyonu ile ‘oynamadan’ oynayan genç bir oyuncu; Naz Çağla Irmak.

Akademik yönden güçlü, araştıran, deneyselliği ön plana çıkaran bir yönetim anlayışıyla; yönetmen Nagihan Gürkan.

Ve yılların sahne tecrübesi ile Ayşenil Şamlıoğlu.

Böyle bir takım bir araya gelince ortaya seyredilmesi keyifli, alkışı bol bir oyun çıkmış.

Unutmamak gerek, oyunun sanat yönetmeni Başak Bugay’ın sahneye farklı dokunuşu, tek perdelik eser boyunca kendini hissettiriyor.

Tabii ki dramaturjisinden hareket tasarımına, ışığından kostümüne çok kalabalık bir ekip var ‘Sen Ne Güzeldin Aşkımızın Şehri’ oyununun ardında. Her birinin emeklerine sağlık.

Sahne/dekor tasarımı çok işlevsel, bütün aksesuarlar anlamlı ve oyuna katkı sağlarken estetik önceliği de dikkate alarak sahnede konumlanmış. Dekordaki her unsur adeta bir oyuncu gibi olması gereken yerlerde oyuna katkı sağlayarak sahneye giriyor.

Zaman zaman Piscator’un tekniğini anımsatan perde görüntüleri boşlukta kalmamış, oyunun dramatik yapısına gerçekten katkı sağlıyor.

Oyuncu seyirci arasında gerçekleşen diyalog ise zorlama değil. Tamamıyla izleyenin sahneye bakarak ‘burada aslında ne oluyor?’ sorusuyla baş başa kalmasına yardımcı oluyor.

Oyun her gün ayrı bir hüzne dokunduğumuz 90’lı yılları, İstanbul dışından okumaya gelmiş genç bir kızın ağzından; onun kişisel tarihinden, geçmiş travmalarından, gelecek hayallerinden yola çıkarak anlatıyor.

Genç bir üniversite öğrencisinin kimlik arayışı, kendisine bir hayal gibi anlatılan dayısına öykünmesi ve yabancı bir dünya içinde, edebiyat fakültesinin yüksek tavanları altında kendini kabul ettirme ve bir yere ait olma çabaları, aynı zamanda tutkulu bir üniversite aşkı; toplumsal çelişki ve ötekileştirmeler içinde sahneye taşınıyor.

Öncelikle neredeyse hiç okumayan, tik tok’dan başını kaldırdığında, suyuna tirit televizyon dizilerinde, bilgisayar oyunlarının yalancı dünyasında  boğulan, dünyaya ait her şeye karşı ilgisizliğin ve meraksızlığın zirvesini yaşayan, görünür olup sosyal pastadan pay kapma fakirliğinde kurnazlık peşinde olan, özgüveni hadsizlikle karıştıran, saygısızlığı yeni kuşak diye yutturmaya çalışan, çoğu kez hileli zar kullanmayı işini bilmek zanneden kalabalık güruhun; toplumsal sorumluluk sahibi bir yurttaş olabilmek için böylesi oyunlara ihtiyacı var.

Kaç tanesi karşılaşacaktır bu metinle sahnede? Bilinmez.

Ancak deniz kazasına şahit olmuş bir yük şilebi gibi; kim kurtarılırsa kârdır.

Nedir 90’lı yılların önemi ve hikayesi?

Dünyanın iki kutuplu dengesinin birdenbire çöktüğü yıllardır. Yerine kurulmaya başlayan, yeni bir dünya düzeninin ilk göstergeleri ortaya çıkmaya başlar.

Türkiye de nasibini alır bundan… 70’lerin öğrenci hareketlerinin üzerinden 80’lerde geçen ağır yenilginin ardından, pop müzik fırtınası ile birlikte yeni bir genç kuşak yaratılır. Geçmiş hikayeleri dinleyen ama anlamak konusunda zorluk çeken, gelecekle ilgili bireysel kurtuluşlarını, çok uluslu şirketlere kapağı atabilmekte arayan; farklı yönlerdeki fikirlere sempatizan olsa da kişisel konforundan taviz vermemeye çalışan bir öğrenci/aydın kitlesi çıkar ortaya. Bugünün suya sabuna dokunamayan beyaz yakalıları, lümpenleri, neme lazımcıları…

Bu arada ülkede arka arkaya aydın cinayetleri ve kırsala yayılan terör; bir taraftan Turgut Özal’dan Eşref Bitlis’e, diğer yandan Bahriye Üçok’dan Çetin Emeç’e kayıplar… Susurluk skandalı; Balkanlar’da dünyanın gözünü yumduğu acılı bir iç savaş, Ortadoğu’da yeni hasımlıklar ve istilalar…

İşte bütün bunların ortasında, Edebiyat Fakültesi öğrencisi genç bir kız hayatı anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyor.

Hayatın içindeki durduğu yer; kalabalık kadrolu bir oyunda ilk kez yer alan ve arkada, sahnenin karanlık yerinde bayrak tutan bir figürandan farksız.

Kısaca önce okuyun, sonra gidip ‘Sen Ne Güzeldin Aşkımızın Şehri’ oyununu izleyin.

O yılları yaşayanlar için hatırlama, hikayeye vakıf olmayanlar için merak etme zamanı.