Henüz vakit varken

H. AYHAN TİNİN / Sanat da var / Sinema

Orijinal adı ‘Era Ora’.

Roma Film Festivali’nde gösterimini yaptıktan sonra Netflix platformundan izleme listelerimize girdi.

Son cümleyi başta söyleyelim.

Megakent yaşamı içinde kaybolmuş herkesin, izlemesi ve düşünmesi gereken bir film.

Filmin orijinal adı ‘Tam zamanında’ ya da ‘Tam anında’ gibi bir anlama geliyor.

İzlediğim zaman aklıma Nazım Hikmet’in unutulmaz dizeleri geldi. ‘Henüz vakit varken, gülüm / Paris yanıp yıkılmadan, / henüz vakit varken, gülüm, / yüreğim dalındayken henüz

Film büyük cümleler kurmadan, bir kara komedi biçeminde anlatıyor derdini…

Alice ve Dante birlikte yaşayan birbirlerine çok seven iki insan. 

Her iki karakterin de meslekleri çok sembolik seçilmiş.

Alice bir illüstratör. Hayatı da renklerle boyamayı seven sakin bir kadın. Sürprizler hazırlıyor. Küçük şakalar yapmayı seviyor. Hayal kuruyor. Daha da önemlisi yaşamın değerini duyumsayarak var olmaya çalışıyor.

Dante ise bir beyaz yakalı. Kurumsal dünya içinde saatler ve dakikalar ile bölünmüş dilimler içinde; aynı anda ve zamanda birçok şeyi yapmaya çalışarak yaşıyor. Her zaman her şeye geç kalıyor. Alice’e verdiği en önemli söz ‘Yeterince kazandığında, geleceği garantiye aldığında, terfi ettiğinde’ özel hayatına zaman ayırmak.

Ve bir gün, tam da 40 yaşına bastığında, kendi doğum günü partisine bile geç kaldığı zaman, hayatında bir kırılma oluyor. Doğum günün ertesinde 41 yaşına uyanıyor! Aradaki bir yıl ile ilgili hiçbir şey hatırlamazken mutfağa geldiğinde Alice’in dört aylık hamile olduğunu görüyor.

Sonrasını filmin sürprizlerine bırakalım.

Filmin erkek oyuncusu Edoardo Leo tiyatro ve sinema oyuncusu, aynı zamanda yazar ve yönetmen; İtalya’da sayısız ödül kazanmış bir sanatçı.

Kadın oyuncumuz Barbara Ronchi de yine İtalya’nın çok üreten sanatçılarından biri; 2022’de Anna Magnani oyunculuk ödülünü kazanmıştı filmiyle…

Sanki Yarın Yokmuş Gibi’ ismiyle uzun bir hikâyeden 2021’de yapılan ilk çevirimin bir uyarlaması ‘Era Ora’… Kesinlikle daha iyi tasarlanıp kurgulanmış bir yapım.

Yönetmen Alessandro Aronadio da Ettore Scola ödüllü, Venedik Film Festivali mansiyonlu bir geçmişe sahip olunca ortaya izlenilesi bir yapıt çıkmış.

Hızlandırılmış bir dijital kayıt gibi yaşadığınız hayatınızdan geri gerçekten ne kalıyor?

Ağzınızın tadı yerinde mi? Yoksa size önerilen her sosyal yazılımı, koşulsuz kabul mü ettiniz?

Daha farklı ya da iyi bir fikriniz var mı?

Seçtiğiniz davranışlar sizi yarına taşıyor mu, amacınıza uygun mu, yaşamınızı kolaylaştırıyor mu?

Bu iç basit soruya da ‘evet’ cevabını kolayca veriyor musunuz?

Henüz vakit varken, Paris yanıp yıkılmadan…

Kırılgan bir köprü gibidir hayat, tam ortasına geldiğimizde depremlerle sarsılan…

Dante, Alice’e ‘Tut beni’ diye yalvarır adeta. Ama en yakınımızdakilerle birlikte yürüdüğümüz o yollarda kaç kişi ‘ellerimden tut yoksa düşeceğim’ çığlığımızı duyar?

Bir metropolün sonsuz koşuşturması içinde iki yana açılan ya da dönerek bizi içeri alan, akıllı kapıların birinden çıkıp ötekinde kaybolarak, zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmadan ‘hayat işte’ diye yaşadığımız her şey anlamını kaybederken; akıllı soruları sormaya başladığımız zaman bütün bedenimizin çoktan yorulduğunu, saçlarımıza aklar düştüğünü fark ederiz. 

Zaman çoktan geçmiştir!

Anda geçirdiğimiz zamandan çok daha fazlası geçmişe pişman olmakla ya da geleceğe kaygılanmakla geçer.

İster dün olsun peşinden koştuğumuz ister yarın; çileli bir imkânsızlık yaşarız.

Era Ora’ koşarken hayatın coşkusunu kaybettiğimiz zamanları gülümseyerek sorgulatan bir film…