Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Orhan “Baba”nın, hiç inanmadım ama, bir zaman “toplumsal muhalefet”e yakıştırılan birkaç şarkısı, birkaç cümlesiyle kazandığı daha kentli, okuryazar dinleyici kitlesine karşın, Ferdi Tayfur kırsalın, varoşun, “kenar mahalle”nin sesi olmayı sürdürecektir. Kavruk bir yaşamın sesi de kavruk olacaktır. Çaresizlerin dayanışmasına yorulan “merak etme sen” şarkısındaki “toprak olur taş olurum / yoluna yoldaş olurum” dizelerinin bir motor yağı reklamında kamyoncu “şoför arkadaş”a hitaben “…Yağına güven, gerisini merak etme sen”e dönüşmesi ise uzun sürmeyecektir.
Yoksulların çığlığı, ezilenlerin feryadı, kimsesizlerin sesi nitelemeleriyle, özellikle de bu iki adın yüceltilmesi, çevrelerinde oluşan hayran gruplarından hareketle siyasal konumlar yakıştırılıp, aralarında nerdeyse derin “sınıfsal bakış farklılıkları” aranması ve hatta bulunması geride kalmıştır artık. Daha doğrusu arabesk yaygınlaşarak, her türden müzikle buluşarak bir zemin oluşturmuş, yavaş yavaş müziğin de dinleyicinin de kanına girmiş, böylece “kaynaşmış bir kitle” şiarına uygun bir hale gelmiştir. Yoksa milliyetçi partinin liderinin “Arabesk müziği devamlı küçümsenmiştir. İnsanımızın iç çekişine tercüman olan her ses adeta öcü gibi gösterilmiştir. İnsanımızın ruh köküne inemeyen kim varsa arabesk müziği çağdışı bulmuştur. Asıl çağdışı olan bu zekâ özürlülerdir. Arabesk bizim geleneğimizin süsüdür” sözlerini neye yoracağız?