Halk sağlığı uzmanı Doç. Dr. Türkay: Çocukların suça sürüklenmesi toplumun suçu

Halk sağlığı uzmanı Doç. Dr. Mehtap Türkay, çocukların suça sürüklenmesinin sadece adli bir konu değil, önemli bir halk sağlığı göstergesi olduğunu söyledi. Çocukların suça sürüklenmesi, sosyal kırılganlıkları ve sistemsel yetersizlikleri işaret ediyor.

Fotoğraf: iTV

Türkiye İstatistik Kurumu’na göre (TÜİK) 2024’de güvenlik birimleriyle temas kuran çocuk sayısı 612 bin 651. Bir önceki yıla göre artış oranı yüzde 9,8.

Güvenlik birimine gelen ya da getirilen bu çocukların 202 bin 785’i suça sürüklenmiş, 279 bin 620’siyse suç mağduru. 2020–2024 arasında suça sürüklenen çocuk sayısında yaklaşık yüzde 81 oranında artış yaşandı.

Hırsızlık vakaları hariç, toplumsal olaylar yüzde 579,4, uyuşturucu suçları yüzde 191,7, yaralama olayları yüzde 128,6, öldürme olayları yüzde 119,3, cinsel suçlar yüzde 116,7 ve tehdit olaylarındaysa yüzde 86,5 oranında artış kayıtlara geçti.

Adalet Bakanlığı 2025 Adalet İstatistikleri Raporu’na göreyse 2024’te toplam suça sürüklenen çocuk sayısı 483 bin 16. 665 bin 241 suça yönelik dosya açılmış. Bu çocukların 320 bin 588’inin dosyaları karara bağlanmış.

Güvenlik birimine gelen çocukların seçilmiş geliş nedenleri (2020-2024)
 

Türkay Halk Sağlığı Uzmanları Derneği’nin (HASUDER) yayınlandığı Türkiye Sağlık Raporu’nda Türkiye’de suça sürüklenen çocukları yazdı. Türkiye’de çocuk suçluluğunun, bireysel ahlaki başarısızlığın bir sonucu olmadığını vurguladı.

Hem suça sürüklenen hem de mağdurların sayısı artıyor

Diken’in sorularını yanıtlayan Türkay, Türkiye’nin çocuk gözaltı oranının 100 bin çocukta 22 olduğunu hatırlattı. Ancak bu oranda önemli bir detay var. Hem suça sürüklenen hem de mağdur çocukların sayıları her yıl bir önceki yıla oranla artıyor.

Türkay çocukların suça sürüklenmesinin ‘toplumun suçu‘ olduğunu söyledi:

“Demek ki çocuğu suça götüren yolculuğunda onu yalnız bırakmışız. Sosyal ve sosyolojik olarak incelenmesi ve müdahale edilmesi gereken bir grup var.

Elbette ki savunduğum cezasızlık değil. Ama buraya kadar gelen çocuğun geçirdiği yolu görmezden gelen bir toplum var.

Çocuk örneğin başka bir çocuğun canını aldığı zaman da erişkin gibi yargılanmasını istiyoruz. Ailenin doğal talebidir bu elbette. Suç cezasız kalmamalı tabi ki ama bu etkenleri göz ardı edemeyiz.

Türkiye’de çocuk suçluluğu yalnızca cezalandırıcı adalet mekanizmalarıyla etkili bir şekilde ele alınamayacak kadar, birçok katmanın iç içe geçtiği yapısal bir olgu.”

Çocuklarda da cezasızlık algısı oluşuyor

Türkay önemli bir konuya daha dikkat çekti. ‘Cezasızlık algısı‘ çocuklarda da oluşmaya başladı. Ceza almayacağını bilmek, cesaretlendiriyor olabilir.

Türkay şöyle devam etti:

“Aslında çocuğun bir ‘tercih hakkı’ var. Suça sürüklenen çocuk, bu tercih hakkını suçtan yana kullanıyor. Cezalandırılansa, tercih hakkını suçtan yana kullanması.

Daha küçükken bile çocuklar iyi ile kötüyü ayırabilir. Örneğin birine vurmaması ya da vurduğu (çocuk) da ona vurulmaması gerektiğinin farkında. Yani yanlışı fark ediyorsa, o zaman şiddeti tercih ediyor.”

Sayılar çocuk korumayla ilgili bir başarısızlığı ortaya koyuyor. Türkay yalnızca ceza, gözetim veya kurumsal izolasyonla çocukların suça sürüklenmesinin önüne geçilemeyeceğini düşünüyor:

“Suça iten bu döngüyü kırmak için erken, önleyici, çok disiplinli, hak temelli ve toplumsal olarak bütünleşik bir çocuk koruma modeli gerekiyor.

Bu müdahaleler olmadan çocuklar sosyal dışlanma ve suça sürüklenme/suçlulaştırma arasındaki döngüde sıkışıp kalıyor.”

Çocukları anlamanın yolunu bulmamız gerekiyor

Türkay düşmanca çevre, temel ihtiyaçlardan yoksun kalma, yetersiz ebeveyn denetimi gibi faktörlerin çocuğu suçluya dönüştürebildiğini ifade etti: 

“Çocukların suçluya dönüşmelerinin temelinde toplumsal eşitsizlik, yoksulluk, eğitim sistemi, yaşanılan çevre, parçalanmış aileler, sosyal hizmetlere erişimeme gibi birçok sosyal ve hukuki yapısal sorunları içeren faktörler bulunuyor.”

Türkiye’de çocuk suçluluğunun, giderek artan bir şekilde bireysel bir davranış sorunundan, toplumsal soruna evrildiğini vurgulayan Türkay, yoksulluk, ailevi işlevsizlik, eğitimsel dışlanma, kentsel yoksunluk, dijital maruziyet, siyasi şiddet ve kurumsal yetersizlik gibi etkenlerin etkili olduğunu belirtti. Türkay bu etkenlere yönelik koruyucu önlemler almak zorunda olduğumuzu sözlerine ekledi.

Araştırmaların Türkiye’de çocuk suçluluğunun bireysel patolojilerden ziyade, öncelikle aile temelli, sosyal, ekonomik ve çevresel risk faktörleri tarafından şekillendiğini tutarlı bir şekilde gösterdiğini belirten Türkay, “Suça sürüklenen çocukların büyük bir bölümünün düşük gelirli ve düşük eğitimli ailelerden geliyor. İhmal, istismar, yoksulluk ve ebeveyn boşanması suça sürüklenmenin en güçlü belirleyicileri. Bu çocukları anlamanın yolunu bulmamız gerekiyor” dedi.

Kız çocuklarında artış var

Türkay kız çocuklarının yıllar içinde suça sürüklenme oranlarının iki kat artığını söyledi: “Kız çocukları, konuştuğumuz tüm etkenlerden yavaş yavaş erkek çocukları kadar etkilenmeye başladı. Suç mağduru kız çocuklarının da sayısı artıyor.”

TÜİK verileri kullanılarak Orta Karadeniz Bölgesinde yapılan bir çalışmada, erkek çocuklarının kız çocuklarına göre suça sürüklenme olasılığının anlamlı derecede daha yüksek olduğu ve en yüksek risk grubunun 15-17 yaş arası olduğu gösterildi.

Aynı çalışmada çocukların üçte birinin, özellikle sigara ve uyuşturucu gibi bağımlılık yapan maddeler kullandığı, bunun da suç işlemeye devam etme ve sosyal dışlanma riskini daha da arttırdığı bildirildi.

Dijital platformlar ebeveyn denetimini etkisizleştiriyor

Türkay’a göre, dijital platformlar ve özellikle sosyal medya, çocukları suça sürükleyen en güçlü risk ortamları:

“Şiddet içeren içeriklere, çevrimiçi kumara, siber tacize, cinsel istismara ve çete bağlantılı dijital ağlara sürekli maruz kalmak, duyarsızlaştırma ve taklit mekanizmaları aracılığıyla çocuklarda şiddeti ve sapkın davranışları da normalleştiriyor.

Ayrıca bu ortamlar çocuklar arasında hem mağduriyet hem de suçluluk riskini arttırıyor.

Geleneksel suç üreten ortamların aksine, dijital platformlar riski özel alana taşıyarak ebeveyn denetimini giderek etkisiz hale getiriyor.”

En belirleyici faktör: Ailenin işlevsiz olması

Türkay’ın suça sürüklenen çocuklarla ilgili diğer değerlendirmeleri özetle şöyle:

*En belirleyici faktör aile içi işlev bozukluğu. Ebeveyn denetimi zayıf olduğunda, aile içi şiddet varlığında veya evde madde bağımlılığı yaşandığında, çocuklar suçlu akran gruplarına ve yasadışı faaliyetlere karşı savunmasız hale geliyor.

*Yapısal kırgınlık, sosyal kontrol mekanizmalarının çöktüğü ve suç şebekelerinin aktif olarak faaliyet gösterdiği kentsel gecekondu bölgelerinde daha da yoğunlaşıyor. Zorunlu göç, kentsel yoksulluk ve organize suçlara maruz kalma gibi çevresel koşullar da belirleyici rol oynuyor.

*Çatışma ve terör nedeniyle yerinden edilen çocuklar, özellikle de ebeveynlerinden birini veya her ikisini kaybetmiş olanlar, suç ve terör örgütlerine dahil olma konusunda aşırı risk altındalar. Bu çocuklar çoğu zaman ağır psikolojik travma koşulları altında şiddette, uyuşturucu kaçakçılığına ve silahlı faaliyetlere zorlanıyor.

*Okulu erken bırakan, düşük akademik başarı gösteren veya akranları tarafından dışlanan çocukların suça bulaşma olasılığı daha da yüksek. Araştırmalar ayrıca, erken yaşta madde kullanımına maruz kalmanın küçük suçlardan şiddet suçlarına geçişi önemli ölçüde hızlandırdığını gösteriyor.

Kentsel yoksulluk da zemin hazırlıyor

*Türkiye’deki hızlı toplumsal dönüşüm, çocuk suçluluğunun doğasını, görünürlüğünü ve itici güçlerini önemli ölçüde yeniden şekillendirdi. Kentleşme, dijitalleşme, ekonomik istikrarsızlık ve değişen aile yapıları gibi süreçler hem çocukluk koşullarını hem de suç örüntülerini değiştirdi.

*Son zamanlarda yapılan, geleneksel sosyal kontrol mekanizmaları zayıfladıkça, çocuk suçluluğunun giderek bireysel sapmadan yapısal olarak üretilen kırılganlığa doğru kaydığını gösteriyor.

*Kentsel yoksulluk çocuk suçlarının en kalıcı yapısal etkenlerinden biri olmaya devam ediyor. Büyük şehirlerin gecekondu bölgelerinde yaşayan çocuklar, barınma güvencesizliği, kayıt dışı çalışma, okuldan kopukluk ve organize suça maruz kalmayla karşı karşıya.

*Sosyal hizmet müdahalelerinin varlığına rağmen, kurumsal parçalanma ve uzun vadeli takip eksikliği, sürdürülebilir rehabilitasyon hizmetlerini zayıflatıyor.