Emeklilerin yaşadığı sorunlar sadece maaş miktarıyla sınırlı değil. En düşük emekli aylığının 2026 Temmuz’undan itibaren 23 bin 552 liraya yükseltilmesi, açlık ve yoksulluk sınırlarıyla karşılaştırıldığında hâlâ yetersiz kalıyor. Birçok emekli, aylığını tamamlamak için yeniden çalışmak zorunda. Bu durum, emekliliği dinlenme dönemi olmaktan çıkarıp zorunlu bir geçim mücadelesine dönüştürüyor.
Efendim, “ölünceye kadar çalışsın” gibi bir düşünce gerçeklikle örtüşmüyor. Malum çalışma ilişkisi işteş bir fiil. Çalışan kadar çalıştıran da gerekli. Yani biraz açalım konuyu; siz, 50’li yaşları geçtiğinizde size iş verecek bir müessese bulmakta epeyce zorlanırsınız. Terazinin diğer kefesinde de bedensel ve mental olarak sizin de formda kalmanız var ki; bu da belli bir yaştan sonra her daim süreklilik arz etmiyor.
Diğer yanda sağlık harcamaları, ilaç, ulaşım, kira ve temel ihtiyaçlardaki artışlar, sabit gelirli bu kitlenin bütçesini hızla eritiyor. Emeklilerin sosyal ve psikolojik ihtiyaçları da artıyor. Yalnızlık, bakım ihtiyacı, dijital dönüşüme uyum gibi konular ise çoğu zaman ikincil planda bırakılıyor.
Dağınık yetki ve sorumluluklar yerine net bir muhatap ve güçlü bir koordinasyon mekanizması, hem emeklilerin yaşam kalitesini yükseltir hem de kamu yönetiminin etkinliğini artırır. 17 milyon insanın sorunlarını çözmek için her sorun başlığında başka bir kapıyı çalması beklenemez. Emeklinin yalnızca aylığını ödeyen bir kuruma değil, emeklilik hayatını politika konusu yapan bir kamu otoritesine ihtiyacı var.