Ergenekon, Balyoz, KCK, 28 Şubat davaları; sonra Cumhuriyet, Gezi, HDP, Barış Akademisyenleri davaları; bir tür torba yasa mantığıyla herkesin içine tıkıştırıldığı ‘FETÖ’ davaları… Rakip olabilecek politik-ekonomik merkezleri, direnç ve itiraz odaklarını yok ederek ya da etkisiz hale getirerek ilerlediler. Bir yılını geride bırakan 19 Mart operasyonları bu yöntemin bir devamıydı.
Başta gençlik kesimleri olmak üzere toplumun gösterdiği büyük tepki İstanbul Belediyesine kayyım atama cesaretini kırdı. CHP’nin parti içi bütünlüğü korunduğu gibi, potansiyel muhalefet de bazı unsurlarının yargı ve polis marifetinden de destek alarak giriştiği hamlelerin itibarsızlığıyla eridi, politik anlamını kaybedip bir iktidar aparatı olarak kristalleşti.
Kayyımların yerine tutarsız ve sarsak itirafçılar var. Duruşmaları bırakın TV’den yayınlama cesareti göstermeyi, gazeteci ve izleyicileri de salondan çıkartıp tamamen karartmanın yollarını arıyorlar. Bu sefil görüntü söz konusu operasyonlar silsilesinin tüm safahatına teşmil edilebilir. Medya ve propaganda araçlarıyla yaratılmak istenen manzaranın aksine, toplumun geride kalan bir yıla ilişkin politik hafızası oluşmuştur.