Başkanlık paketi aslen tek bir kişide cisimleştirilen “dava”nın son vuruşu. O nedenle demokrasi adına, özgürlükler adına, beraber bir gelecek adına hiçbir vaadi yok. Yıllarca attığı her adımı halkın “mağduriyetlerini bitirme” söylemiyle meşrulaştıran iktidarın bizzat kendisi toplu mağdurlar üreten bir fabrikaya dönüştüğü için elinde tek kalan İslamcı dozu ağır basan bir hamaset.
Devletleşen, devleti ve toplumu İslamcı referanslara göre dizayn ederken kendini garantiye almak isteyen statükocu bir siyasi hat… MİT’in tepesi, TSK’nin üst komuta kademesi, yargının üst mercileri, sermayenin hatırı sayılı bir kısmı da bu statükonun parçaları. Yoksa iki yıldır fiilen test edilip her alanda başarısız olan bir uygulama çözüm olarak halka nasıl sunulabilir?
İktidar bloku, referandum ile seçim arasındaki kategorik farkı ortadan kaldırıp, tabanları partizanca sıkı tutmak istese de referandum referandumdur, genel seçim değil. Seçim kampanyası gibi yürütülemeyeceği gibi sürprizi bol neticeye de hazırlıklı olmak gerekir. İçerikten bağımsız, peşinen evet diyecekler yüzde ellinin aşılmasına yetmeyecek.
Zira bugün seçim olsa AKP ya da MHP’ye oy verecek seçmen referandumda aynı saik ile hareket etmeyecek. Her seçmen “dava”nın neferi değil! Ayrıca “evetçiler” bir cephe olamayacak kadar da kırılgan, örneğin 15 Temmuz sonrasında AKP’nin yanına geçen Perinçek gibi simalar, aşırı-ulusalcılar bile yetkilerin tümden Saray’a teslim edilmesine şüpheyle bakıyor.