Bir toplum olarak neden gazetelere ve gazetecilere sahip çıkmak zorundayız?
Çünkü kimse gelip bizim yerimize hakkımızı savunmayacak. Mars’tan uzaylıların inip bu ülkedeki yolsuzlukları soruşturmasını, vergilerimizin nerelere harcandığını denetlemesini beklemiyorsak, bu denetimi bizim adımıza yapan tek mekanizmaya sahip çıkmak zorundayız.
Bu durum bir gazeteciye “destek olmak” ya da bir yayın organına “jest yapmak” meselesi değildir. Her ay maaşımızdan kesilen verginin, cebimizden çıkan paranın, aldığımız/alamadığımız hizmetin hesabını sorma hakkımıza sahip çıkmaktır. Cebimizdeki paranın kimlerin hesabına aktarıldığını yazacak kimse kalmadığında, soyguna ses çıkaracak bir aracımız da kalmaz.
Aylarca süren haksız tutukluluğunun bitmesinin üzerinden henüz birkaç ay geçmişken, bu ülkenin yetiştirdiği en ilkeli gazetecilerden birini bir kez daha dört duvar arasına gönderdiler. İsmail’in meslek ahlakına, haberlerinin doğruluğuna ve kamu yararı dışında hiçbir hesap gütmeyen gazetecilik ısrarına kefiliz. O, sorulması gereken soruları sorma cüretini gösterdiği, gerçeğin peşini bırakmadığı için bugün tutuklu. Tıpkı diğer gazeteciler gibi…
Bir gazetecinin hayatını adliye koridorlarıyla, cezaevi duvarlarıyla sınırlandırabileceğini sananlar yanılıyor. Bağımsız basına sahip çıkmak; doğrudan kendi cebimize, kendi hakkımıza ve geleceğimize sahip çıkma mücadelesidir.
Gerçeğin üzerini örtenlerin tek güvencesi, bizim sessizliğimiz. Kendi sesimize, haberimize ve geleceğimize sahip çıkacağız. Bu öfkeyi de bu adaletsizliği de unutmayacağız.