Türkiye’de basın özgürlüğü, ‘kamu barışı’ adına yürürlüğe konulan muğlak dezenformasyon yasasının kıskacında can çekişiyor. TCK’nın 217. maddesine “gerçeğe aykırı bilgiyi alenen yayan” kişilere bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasının verilmesini düzenleyen bir bölümün ekleneceği duyurulduğunda, gazeteciler bunun kendileri için hazırlandığından saniye şüphe etmediler.
Dini vakıf ve tarikatlarla ilgili yazdığı taciz ve yolsuzluk haberleriyle dikkat çeken Birgün’ün başarılı muhabiri İsmail Arı tutuklanalı bir hafta oldu. Halka yalan haber yaymakla suçlanıyor. Kamuoyuna duyurduğu son haberlerden biri Kuran’a Hizmet Vakfı’nda yaşanan cinsel tacizle ilgiliydi. İsmail, vakfın bir yöneticisinin hem kendi kızını hem de boşanma davası süren eşini istismar ettiği iddialarını ve bu olayın vakıf içerisinde nasıl örtbas edilmeye çalışıldığını haberleştirmişti.
Elinde vakıf yöneticilerine ait tehdit mesajları ve ses kayıtlarının bulunduğunu belirten anne Fatma Nur Çelik ve 8 yaşındaki kızı Hifa İkra Şengüler’in ölü bedenleri Zeytinburnu sahilinde bulundu. Fail Ayhan Şengüler’in ifadesi bile alınmadı. “Fakir ve kimsesiz olduğumuz için bizi kurban etmek daha mı kolay?” diyerek isyan etmişti Fatma Nur. Gazetecilik tam da bu ses duyulsun, kimse kimsesiz hissetmesin diye var.