MEHVEŞ EVİN
Türkiye’de düzenlenecek G-20 zirvesi, basında Antalya’ya kaç euro kazandıracağı gibi süfli meselelerle yer alırken hepimizin geleceğini ilgilendiren tartışmalardan bahseden pek yok.
İşin özeti şu: Mütemadiyen ekonomik büyümeyi hedefleyen gelişmiş+gelişen bu ülkeler, şimdiye kadar amansızca tükettiği için bir takım sorunlar yaşıyor.
Zira gidişat fena: Gıda fiyatları yükseliyor, denizde balık tükeniyor, kuraklık dalgalarıyla birlikte temiz suya erişmek zorlaşıyor, yeni hastalıklar türüyor, yetmezmiş gibi kutuplar tahminlerin ötesinde bir hızla eriyip, sahil kentlerini yutmaya hazırlanıyor. Bu tablo, artık tartışılmaz bir bilimsel gerçek olan iklim değişikliğinin sonuçları.
2071’de ‘Malazgirt-reloaded’ hayali kuranlara kötü haber: Araştırmalara göre 2100’de küresel gelirler, sırf iklim değişikliği yüzünden yüzde 23 daha düşük olacak.
Hal böyleyken Antalya’daki G20’nin tartışma başlıklarından biri, mecburen iklim değişikliği olacak.
İklim için İstanbul

İstanbul’da 12-13 Kasım’da düzenlenen İklim Forumu, hem G20, hem de Paris’teki İklim Zirvesi öncesi sivil toplumu biraraya getirerek önemli bir görev üstlendi.
Konferansın bir amacı, Paris’ten her ne karar çıkarsa çıksın, iklim değişikliğiyle mücadelede alınacak önlemleri belirlemek, iklim adaleti açısından küresel ile yerel hareketlerin arasında bağ kurmak.
Ormanlar, su meselesi, hastalıklarla mücadele, kömür politikaları, tarım, İslami deklarasyon gibi başlıkların tartışıldığı programa buradan ulaşabilirsiniz.
Sachs’a yerinde bir eleştiri
İklim Forumu’nun ilk gününden notlarım:
Açılışın en popüler ismi, Earth Institute Başkanı, BM Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı Başkanı Jeffrey Sachs’tı. Türkiye’nin de kömüre yatırımdan vazgeçmesini söyleyen Sachs, nükleer enerjiyi alternatif olarak saydığı için tepki topladı.
“İklim değişikliğine karşı mücadelede zaten çok geç kaldık, çok vakit kaybettik. Bu bizim son şansımız. İki derece sıcaklığın altında kalmak için hemen karbonsuzlaşmaya geçmek gerekiyor” diyen Sachs, fosil yakıtlar yani kömür ve petrolden derhal vazgeçilmesi gerektiğini söyledi.

-Sachs’ın konuşmasına yerinde bir eleştiri, ilk panelde konuşan BÜ’lü akademisyen Fikret Adaman’dan geldi: “Sachs, büyüme ve sistem üzerine birşey söylemedi. Oysa iklim değişikliğiyle bundan bağımsız mücadele edemeyiz. Bu sistem, büyümeyi fetiş haline getiriyor. Sistemin ana hedefi sermaye birikimi ve kar.”
– Çoğunluk için ‘büyümenin iyi’ görüldüğünü belirten Adaman, Sachs’ın 2002 sonrası Türkiye ekonomisini ‘büyük başarı’ olarak nitelediğini de hatırlattı: “Ne amaçla olursa olsun, büyümeyi öne çıkartan anlayışın ekolojik ve sosyal yıkımları çok ciddi. Teknolojik iyileştirmeler bir çözüm olamaz. ‘Biz büyüyelim de nasılsa fakirler de yararlanır’ fikri son derecede sorunlu. Türkiye, karbon salınım artış hızında dünya ikincisi…”
Dünya kömürden vazgeçiyor, Türkiye nereye?
Uluslararası iklim kampanyası 350.org’un kurucularından Bill McKibben sert konuştu: “Dünya kömürden vazgeçerken Türkiye aksine büyük bir kömür arsızlığı yaşıyor. Santral sayısını ve kömür teşvikini sürekli artırıyor.”
“İklim, insanlığın bugüne kadarki en büyük krizi. Suriye’ye bakın, kuraklık nedeniyle 1 milyon çiftçi topraklarını terk etmek zorunda kaldı. Bu da istikrarsızlaşmaya neden oldu. Suriye krizini tetikleyenlerden biri de iklim” diyen McKibben, Afrika’da çölleşme ve kuraklık nedeniyle insanların topraklarını terk etmek zorunda kaldıklarını hatırlattı.
Peki ülkeler, iklim değişikliğiyle ilgili ciddi adımlar atıyor mu? Kısmen... “ABD kömürü azaltmaya başladı, Avusturalya’da kömür santrali engellendi, Polonya, Almanya, Endonezya da bu yolda. Türkiye ise güneş enerjisinin maliyeti yüzde 80 düştüğü halde yatırım yapmıyor” diyor McKibben.
G-20 hala kömürü teşvik ediyor
Stephan Kretzmann (International Oil Change kurucusu) G20 ülkelerinin, 450 milyar doları yani kamu parasını dünyanın en zengin petrol ve kömür şirketlerine aktardığına işaret etti: “Hem sağlığımızı, hem toprağı hem de suyu kaybediyoruz. Bu paralar eğitime, sağlığa yatırılabilir. Türkiye 15 yılda sera gazı emisyonunu arttıracağını söylüyor, bunun hiçbir haklı gerekçesi olamaz.”
İklim değişikliğinin en çok yoksulları hedef aldığını, hatta bunun bazı yerlerde bir siyaset olduğunu anlamak açısından, G.Afrikalı Noluthando Mbeje’nin anlattıkları çarpıcıydı: “Durban, Güney Afrika’nın ikinci büyük sanayi kenti. 100 büyük şirketin santralleri, fabrikaları hep şehrin kuzeyinde kuruldu, fakir ve siyahların yaşadığı yerlerde. Sağlık gözardı ediliyor, hükümet kârı halkın önüne koyuyor. İşsizlik, astım çok yüksek.”
Nükleeri ‘elektrik lazım’ diye savunanlara bir hatırlatma: Halihazırda bir nükleer santrali olan Güney Afrika, Akkuyu’daki nükleer santrali yapacak Rus Rosatom ile 10 milyar dolarlık nükleer anlaşması imzaladı. Mbeje, halkın yüzde 50’sinin elektriği olmadığını söyleyip “Nükleer kime yarıyor?” sorusunu sordu.
İklim Forumu notları devam edecek…