Furkan Karabay'a açık mektup
F

C. Hakkı Zariç
C. Hakkı Zariç
Şair, yazar ve editör. 1999’dan bu yana yazıları ve kitapları yayımlanmaktadır. Türkiye Yazarlar Sendikası ve Türkiye PEN Yazarlar Derneği üyesidir. Manos Kitap ve Yeni e dergisinde editörlük çalışmalarını sürdürmektedir.

Furkan, duruşmanın sonucunu beklerken, bir yandan da işlere dalmış olmanın ağırlığı birikiyordu omuzlarımda. Belki de bir arkadaşımdan armağan bu dizeler aklımda kalmış: “Bir gün şiir okumanın cezası altı gün çalışmaktır”. İçerideki insana fiyakalı iş yükünden bahsetmek acı verici. Orada mahkeme heyetine kendini anlatmak zorunda kalan bir gazeteci, haberin ve sözün ahlakıyla cümle kurarken, masa başında çalışıyor olmak, imla kılavuzu kurcalamak ya da arka kapak yazısı yazmak ne kadar hayata dair emin değilim.

Olmuyor bazen, olmayan bu şeylerin insanın kalbini kırdığına kuşku yok. Duruşmadan önceki gece ne düşündün bilmiyorum, tanış bir gardiyan mazgalı açıp sana bir şey söyledi mi, avukatın çıkacağın üzerine umut verdi mi ya da hiç olmaman gereken duvarların ardında biriken sorulara yanıt verebildin mi? Mahkemenin akşamında deri ceketini giyip evine gideceğini düşünmüştük, loş maltalarda yürüyüp hücrene dönmenin sessizliği doldu içimize.

Furkan Karabay.

İnsan bekliyor Furkan, beklerken bahaneler buluyor kendine. Durup dururken bir sigara yakmak istemesi bundan belki de, boşlukla baş edememesinden, kalkıp bir çiçeğe su vermek gibi dolaşması kendi içinde, ne bileyim hiç anlamı ve gereği yokken bir arkadaşını araması, pencereden bakması, İrfan Yalçın’ın romanlarını tekrar okumak için kitaplığında volta atması…

Birikmiş volta borcun mu var bu memlekete Furkan?

İttihatçılar da Hasan Fehmi beyin yazdıklarını beğenmemişti. Galata Köprüsü’nün üstünde upuzun yatıyor hâlâ.

Hasan Fehmi beyin haber yazma özgürlüğünün olmadığı bir memleketin kalbinde vurdular Hrant’ı.

Metin Göktepe arkadaşımdı Furkan…

Hakan Tosun’la tanışmış olsaydım keşke…

İmza gününe bekleriz

Hicri İzgören bir renkli insan Furkan. Geçen yıl İlhan Sami Çomak tahliye edildiği saatlerde gözaltına alınmıştı. Hapishanede gazeteci popülasyonu olduğu gibi bir şair popülasyonu da var. İlhan’ın çıktığına sevinemeden Hicri’nin gözaltına alınmasına üzülmüştük.

Hicri İzgören’in Suç Duyurusu kitabında ‘Kan Renginde’ başlıklı bir şiir var. Bu şiirinin ilk bölümünün son iki dizesini yolluyorum sana:

Her köşebaşında kimlik soruyor benden
Açıp yaramı gösteriyorum

Neyse ki o gün tutuklanmadı Hicri ama bırakıldığından beri her hafta karakola gidip imza veriyor. Yolda görüp, “Abe nereye gidiyorsun?” diye soranlara “İmzaya gidiyorum” diyor ya, insanlar onun kitap imzalamaya gittiğini düşünüp nerede, hangi kitabevinde imza atacağını merak ediyor. Meraklısı için not düşelim Furkan, Hicri İzgören yaşadığı Diyarbakır kentinde her pazartesi günü imzaya gidiyor ama kitabevinde değil, karakolda veriyor imzasını.

Adliyede yanıtsız sorular

Geçen hafta bir duruşması daha oldu; Yavuz Ekinci yazdıklarından dolayı yargılanmaya devam ediyor Furkan. Rüyası Bölünenler romanı hakkında biri Cimer’e şikayette bulunmuş. Yavuz mu yargılanıyor dersen, yanılırız. Romandaki kahramanı yargılanıyor.

Bu sıralar neler oluyor memlekette dersen, eminim ki her sabah gazeteleri açıp okurken olan bitene hepimizden daha fazla hakimsindir. Biz bir saflık ve anlamsızlıkla Yavuz’un roman kahramanı neden yargılanıyor diye sorarken, bir yanda da Rojin Karaiş’e ne olduğunu, neden ve kimin öldürdüğünü merak ediyoruz. Edebiyatçılar dahil memleket bu soruya yanıt arıyor, sosyal medya ve imza kampanyaları sonuç verecektir umarım.

Keşke hepimiz bu yıl Nobel alan edebiyatçıyı tartışabilsek, yazdıkları üzerinden iki kelam etsek. Nobel demişken sadece edebiyat üzerinden değil, barış ödülü üzerinden de konuşabiliriz elbette. Zamanımız yok maalesef. Memleket için içlenmekten başka neye zaman bulabiliyoruz ki, (bu cümleyi de Tanpınar’dan arakladım) hazin ve gülünç hallerimiz.

Hakan Tosun’u sokak ortasında ölümüne dövenler kimdi, bu cesareti kimden ve nereden aldılar yine fikrimiz yok. Soru sorabiliyoruz ama yanıt aldığımız görülmüş şey değil.

Keşke biri de bianelden mektup yazsa sana, bianellere kayyım atanmadı henüz Furkan.

Yoldan armağanlar

Geçen sabah erkenden kalktığımda havanın güzel olduğunu görüp dışarıya çıktım. Uzun uzun yürüdüm. Belediyelerin o kötü ötesi heykellerine maruz kalmayan insanlar ne kadar şanslı demek isterdim Furkan. Ağzında balıkla üstümüze gelen bir penguen ya da gözleri ateş saçan bir köpek heykeline bakarken bunları düşündüm. Sonra dedim ki bunlar da var ama açıktan giden gemilerden bahset, ağlarını onaran balıkçılardan, el ele dolaşan sevgililerden, çocukların ve kuşların sevincinden, dalgaların kıyıya vuran coşkusundan, sonbaharın telaşından bahset Furkan’a.

Bunları düşündüm ve bir avuç gökyüzün için bir yudum deniz sakladım. Yürürken ağaçların sakinliği, dalların yapraklarıyla sevincini yolladım sana. Çiğ düşmüş çimenlerden yayılan sabah kokusunu ve uzaklara bakan balıkçıların gözlerindeki mahmurluğu bir de…

Nesin Vakfı’nda bir gün

Geçenlerde şair arkadaşlarım Nesin Vakfı’nda imza yaptı. Ben de yancı olarak gittim vakfa. Eve gidiyormuşum gibi bir duygu çoğaldı yol boyunca içimde. Aziz Nesin, yazdıklarından biraz para kazanınca, “Ben bu kadar parayı nasıl harcayacağım, bari vakıf kurayım” demiş ve işe giriştikten sonra kazandığı paranın o kadar da abartılı olmadığını fark edip gece gündüz daha çok çalışmaya, yazmaya ve vakfın inşaatında amelelik etmeye başlamış.

‘Aziz Dede’ diyor oradaki insanlar. Dedemizin bağında, bahçesinde, vakfında dolaşır gibi rahattık. Herkesin içinde bir evde olma duygusu. Herkes elinden geleni yapma heyecanında.

Çocuklar bir de Furkan… Oradaki hayatı çoğaltıp zenginleştiriyorlar. Öyle oraya dairler, o bahçe, o evler, o ağaçlar, o müze, kitaplar ve daha her şey çocuklara ve ‘Aziz Dede‘ye ait. Orada yetişip şimdi de vakıf başkanlığını yürüten Süleyman (Cihangiroğlu) da çocuklardan biri gibi hala. Her soruya verecek yanıtları var, her sorunun altından Aziz Nesin çıkıyor.

Bu memlekette yaşayan okumuş yazmış her insanın Aziz Nesin ve Nesin Vakfı’na dair bir fikri var, değil mi Furkan? Hepimiz Aziz Nesin kitapları okumuş olabiliriz ama çok azımız Nesin Vakfı’na dair bilgi sahibiyiz. Oraya gittiğimde bunu gördüm. Gözleri pırıl pırıl, her biri başka bir işin ucundan tutup misafirlerini ağırlayan çocuklara tanık olunca anladım bunu. Bildiğimizi sandığımız Nesin Vakfı bildiğimizin ötesinde Furkan, öyle güzel…

Belki sen içeride yazdığın kısa öyküleri bir araya getirirsin, yeni bir kitabın yayımlanır ve ilk imzasını Nesin Vakfı’nda yaparız. Kış olursa kar yağışını izleriz Çatalca’da. Bahar olursa toprakta çalışırız, ağaçları belleriz belki, tavuklara yem veririz. O kadar da abartma lütfen, yaz çok geç. Umudu yeşertmek her mevsim başka güzel.

12 Eylül’den sonra vakfı denetlemek ve bir yerde Aziz Nesin’i de sorguya çekmek üzere gelen müfettişler, ‘yasaklı kitap’lara laf edememiş de duvarda asılı duran babası İmam Abdulaziz Efendi’nin fotoğrafını göstererek “Bu kişi Karl Marx mı?” diye sormuşlar. Bir de annesinin dikiş makinesi var vakfın müzesinde Furkan. Aziz Nesin’in annesi o dikiş makinesiyle hayatı yeniden kurmuş adeta. Çocuk Aziz uyurken annesinin dikiş makinesinden çıkan sesiyle dalmış rüyaya. Nesin Vakfı’nda uyuyan çocuklar da ‘Aziz Dede’nin daktilo sesleriyle uzanmışlar yataklarına, yıllar boyu o daktilodan çıkan sesle varlığını sürdürmüş vakıf. Bir uykunun rüya görmesi ne kadar güzel, değil mi Furkan…

‘Çivit badanalı bir kent

Merakla okuyorum yazdıklarını. Hepimizin iyi arkadaşlara ihtiyacı var. İçeride olmana, hesaplarının engellenmesine yenilmeyen arkadaşları olduğu sürece insanın umudu canlı ve diri kalıyor Furkan.

Sana yazarken Ece Ayhan okudum Furkan. Mor Külhani şiirinin ilk bölümünde “Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler” diyor. Keşiş.

O şiirin son dizeleriyle sana veda etmeden önce bir ara kararla tutukluğuna verilen devam hükmünün bir sonraki mahkemede kaldırılacağını ümit etmek istiyorum. Bir elinde eşyaların olduğu halde, diğer elinde sözcükler, cümleler, öyküler ve kuşlar olsun.

Ece Ayhan’la bir selam gönderelim sana, içeridekilere, ‘umutsuzlar parkı’ndakilere, çağrılmayanlara, aranmayanlara, aranmayacak olanlara, aranmayacağını düşünenlere, her hafta imza günü düzenleyenlere, bir fincan kahveye ve sözcüklerin ısrarına. Saygıyla…

Şiirimiz kent içeridir abiler

Takvimler değiştirilirken bir gün yitirilir
Bir kent ölümün denizine kadar dragomanlarıyla

Düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?